Ağustos ayının son haftası yaza yakışır bir kapanış yapalım dedik,Ayvalık’a kaçtık. Hafta içi çok kalabalığa denk gelmeyeceğimizi düşünerek ufak bir road trip yapalım dedik. Aslında ilk plan Ayvalık’tan yola çıkıp Alaçatı Çeşme’ye uğramak, buradan Datça’ya kadar inip koy koy gezmekti. Mümkün olabilirse belki de Akyaka ve Dalyan’a bir iki gün ayırırız diyip 10 günlük bir plan yapmıştık. Ancak bu turu planlarken bir anda İzlanda bileti alıverdik! İzlanda’nın Dünya’nın en pahalı ülkelerinden biri olmasından kaynaklı, bütçemizi sarsmamak adına da bu uzun seyahatten vazgeçtik. Çeşme’ye plan yaparken  İzlanda’ya nasıl bilet aldın diye sorabilirsiniz, İzlanda öncesi hazırlık yazımda anlatacağım:)

Biz konumuza dönelim, açıkçası Ayvalık’a her sene gitmemize rağmen pek İzmir-Çeşme taraflarına gitmiyorduk. Alaçatı’da neler değişmiş. Şirince’ye halen gidilmemiş. Efes’i en son çocukken görmüşüz. İzmir yine güzeldir derken, e hadi yollar bekler diyip planı yapıverdik.

 

Sabah erkenden  Alaçatı’daki otelimize doğru yola çıktık Ayvalık’tan. Ancak Çeşme ayrımından devam etmek içimize sinmedi, şöyle mini bir Kordon havası alalım dedik bünyelere.

Kahvaltı için ne yesek diye gram düşünmeden soluğu  Alsancak Dostlar Fırını’nda aldık ve bir müddet boyoz seçmekle uğraştık. Kaç adet denediğimizi buraya yazmak istemiyorum ancak top 3 karşınızda;

1.Bol Tahinli 2.Kekikli Susamlı 3.Ballı

14128786_268368266889586_1012958107_n

 

Alternatif kahvaltının en güzelini etmiş olmanın mutluluğuyla gelmişken bir kordona inmek gerekti. Saat erken olduğundan güneş henüz yürümeyi engelleyecek seviyede değildi. Kordon da mis gibi deniz havası aldıktan sonra uğramadan dönmemek gerek dedik ve Atatürk Evi’ni de gezdik.  Bir kahve molası, biraz sokaklarda yürüyüş diyip gerisin geri arabaya döndük ve Alaçatı yollarına düştük.

 

20160825_112525

 

20160825_121451

 

20160825_123124

 

Alaçatı uzun süredir gidemediğimiz yerlerde biriydi. Özellikle haftaiçinde gidip, şirinliğini kalabalıkların az olduğu bir dönemde yaşayalım dedik. Otelimiz Sayman Sport, aslında %98 lik doluluk oranında çıldırmış otel fiyatlarını görünce resimlerden ‘fena değil hani’ diyipte rezervasyon yaptığımız bir otel idi. Ancak yarı bodrum dedikleri odalar kalmışsa kesinlikle tutmayın derim. Özellikle Alaçatı’ın o güzel ortamında böyle bir oda da kalmak bünyeye eziyet. Otelin banyosu o kadar eskiydiki ne kadar temizlense de iflah olmaz. Neyse hazır bir cümle arasında fiyatlar konusunda çemkirme imkanı doğmuşken biraz içimi dökeyim. Evet hepimiz biliyoruz bu bölgenin pahalı olduğunu yani ilk kez benden duymuyorsunuz ancak bazı noktalar gerçekten çıldırmış durumda. Yuh dememek elde değil. Tabiki alternatif mekanlar mevcut ancak yinede insan şaşırmadan edemiyor. İzlanda için otel rezervaysonu yaparken fiyatları görüp baya sarsılmıştım ancak hemen ertesi hafta Alaçatı’ya bakınca haksızlık ettiğimi anladım.Bu konuyu  burda kapatıp devam edeyim.

 

Otele giriş,bavullardan kurtulma faslını tamamladıktan sonra ilk gün deniz hakkımızı Ilıca Plajı’ndan yana kullandık,yola koyulup kendimizi buz gibi sulara bırakıyoruz.Buz derken!

Benim gibi soğuk suyu sevmeyenlerin cennetidir Ilıca , bilenler bilir, koca bir havuz girmiş gibi oluyorsunuz ama yüzmek pek mümkün değil, dalgalarla oynamak asıl mesele:)Bu plajın bir diğer özelliği kıyıdan itibaren yaklaşık 100 metre boyunca boyunuzu geçmeyen br deniz seviyesi ve termal kaynaklardan beslenen bir deniz oluşu.Tüm gün deniz, kum,güneş ve uyku dörtlemesinin tadını çıkarıp otele dönüyoruz.

20160825_144743

Gelelim Alaçatı’ya;

Otelimiz oldukça merkezi bir yerde olduğundan ara sokaklarda salına salına yaptığımız 5-10 dakikalık yürüyüş ile merkezde buluyoruz kendimizi. Haftaiçi ve bayram gibi spesifik bir tarih olmamasına rağmen kalabalık, sokaklar dar, yürüdükçe biraz sonra sıkışacak bu yol gibi bir gerginlik oluyor insanda. Duvarda ‘burası ev, lütfen saygı'; kapılarda ‘Sevgili fotoğrafçı arkadaş, bu kapının arkasında bir aile yaşıyor, farkındamısın’ vb gibi yerlisinin bıkkınlıklarını anlatan afişler asılmış, çıktı alınmış kağıtlar yapıştırılmış. Aslına bakarsınız bir yerde okumuştum;Alaçatı’nın bu kadar popüler olmasının geçmişi pek de uzak sayılmaz. Sörf tutkunları adımını atıyor 1990 yıllarında, 2000 yılında taş ev meraklıları gelmeye başlıyor.Alaçatı’da ilk küçük otel 2001 yılında açılmış! Derken inanılmaz bir süratle yaşanan değişim, birbirini ardına açılan oteller ve bildiğiniz bugünkü durum; adım atılamayan sokaklar, rezervasyonsuz oturulamayacak dolup taşan mekanlar. Dolayısıyla birçok yerde yerli halk suratsız diye yazılıp durmuş ya aslında bıkmışlar gibi geliyor bana. Çünkü ertesi gün erkenden evinde kendi eliyle yapıp sattığı sakızlı kurabiyelerini almaya gittiğimiz evin teyzeleri o kadar samimi, içten ve güleryüzlülerdi, hiç de öyle suratsız değiller.

Benim kadrajıma takılan Alaçatı sokakları;

 

20160826_114841


20160826_105818

 

20160826_105918

 

 

 

20160826_110309

 

20160826_110510

 

 

20160826_110733

 

20160826_110822

 

20160826_110948

 

20160826_111239

 

20160826_111300

 

20160826_111409

 

20160826_111625

 

20160826_112434

 

Akşam yemeği için de.ly ‘ye gittik. Mekanın de.ly pizza ve kırmızı şarabı tavsiye edilir.Bilgin Gökberk’in sahibi olduğu mekanda Türk ve İtalyan ustaların ellerinden şahabe pizza ve makarnaları deneyebilirsiniz.Özellikle Ramazan Usta’nın ilgisine güleryüzüne bayıldık. Bilgin Bey’de müşterilerle çok ilgili.

14063105_1795029930729353_1898390815_n

 

Yemek sonrası birşeyler içmek için Hacı Memiş mahallesinde yer alan ve yeni açılan Komşu Kahve’yi denemek istedik. Menüleri sadece kahve türevlerinde oluşmuyor, bira ve kokteylerde menüde yerini almış. Sunumlar çok başarılı. İnsan kendi mutfağına almak istiyor o bardaklardan. Ben Milli İce Mochasını tercih ettim. Türk kahvesi ile hazırlanıyor. Bardaklarda kocaman, fiyatlar bence Alaçatı seviyesine göre makul. Güzel ,çok güzel olmuş.

 

14052158_1823327361234079_500553763_n

 

20160826_111543

 

İkinci günümüzde deniz hakkımızı Çeşme’nin en güzel koylarından biri olan Ayayorgi’den yana kullandık  Bu koyda bir çok farklı beach var ve  hepsinin giriş ücretler aşağı yukarı aynı. Babylon Çeşme, Sole Mare,Cafe Pi, Paparazzi gibi beachler bu koyda yer alıyor. Sole Mare ‘yi tercih ettik.Deniz zaten çarşaf, mis gibi, Çeşme rüzgarının uğramadığı ender koylardan. Ancak çalışanların suratsızlığı ve buraları ben yarattım havası beter, para harcayacağınız anladıklarından değişen tavırlar , sormayın gitsin…  satışa göre prim sistemi uygulanıyor belli, bunun başka açıklaması olamaz. Giriş 50 TL ve bir içikiniz dahil.Bir de ücretsiz olan bu içkiniz  self service efendim!Neyse bu konuyu geçelim tabi, kitabımı okudum , denizin tadını çıkardım. Bana kalanlar bunlar olsun.

 


20160826_180445

 


20160826_180504

 

20160826_180508

 

 14026662_303589510001156_201354276_n Yola çıkmadan önce yemesek olmazdı

Çeşme’den sonra Şirince’ye doğru yol aldık.Konakladığımız yer Çınaraltı Pansiyon,tam çarşının göbeğinde:)Pansiyon çok temiz ,tavsiye edilir. Her ne kadar gündüz arayıp Çeşme’de olduğumuzu ve geç geleceğimizi söylediysek bile, karanlık yolda tırmandığımız yol tahminimizden uzun sürdü. Bu nedenle biraz geç varınca bir kaç kere arandık, bize biraz kızdılar. Otoparktan oteli bulana kadar yürüdüğümüz zifiri karanlık yolda biraz zaman kaybettirdi.

Şimdi gelelim adı üzerinde olan bu şirin köyü keşfetmeye.Bu köy özellikle  Dünya’nın sonunun geleceği hikayesi ile birkaç yıl önce hatırlarsanız dolup taşmıştı. Şu an inanılmaz turistik bir köy durumunda.Bu kadar küçük bir yerde yer gök hediyelik eşyacı.  Biz oldukça erken bir saatte uyanıp, erkenden köyü keşfe çıktık. Boş sokaklarda,zaman zaman kayganlığıyla bizi zorlayan taşlı yollarda yürümek çok zevkliydi. Tepedeki Aziz Dimitrios ve Aziz John kiliselerini görüp manzaranın tadını çıkardık. Merkezde de güzel bir kahvaltı yapıp yolumuza devam ettik.Kahvaltı ederken köyü görmek için  arabalar ve otobüsler gelmeye başlamıştı. Hem kalabalıktan hemde sıcaktan kurtulmuş olduk. Arkadaşlar köy oldukça güzel, gidip görülesi ama çok abartılmamalı sanki. En azından benim için tekrar tekrar gidilmesi gereken bir yer konumunda değil. Son olarak bence buraya sadece köyü görmeye gelmemeli doğa yürüyüşü içinde zaman ayrılmalı.

20160827_090830

 

 

20160827_095753

 

20160827_095843

20160827_094108

 

Aslında sabahın köründe kalkmamazın nedeni Efes’e mümkün olduğunca güneş tepemizde değilken ulaşabilmek. Yıllar önce gelmiştim Efes’e . İlk gidişim ise ilkokul sıralarında idi. Kütüphanenin önüne geldiğimizde büyülendiğimi hatırlıyorum. Efes Antik Kenti Türkiye’ye gelen her turistin olmazsa olmaz noktalarından biri. Antik kente iki farklı giriş kapısı var.Ana giriş kapısını kullandığınızda alana ağaçlı yoldan giriş yapacaksınız. Bu yoldan ilk bağlanacağınız alan Liman yolu. Hemen aşağıda bahsedeceğim Efes Müzesi’nde bu yolun binlerce yıl önce su kanalı ile denize bağlantılı olduğu videoyu izlemenizi tavsiye ederim. Şuan o dönemden kalan sütunları görebilirsiniz.İkinci durak Efes Tiyatrosu; 12.000 kişilik kapasitesiyle muhteşem bir yapı.Gezerken tiyatronun yapım aşamasında kullanılan teknikleride açıklayan bilgilere göz atabilirsiniz. Bildiğim kadarıyla bu tiyatroda bir kaç özel konser olmuş ancak düzenli bir müzik etkinliği yapılmıyor. oysaki burada bir konser dinlemek mükemmel olabilirdi. Arles’deki antik tiyatroyu gezdiğimizde inanılmaz etkilenmiş, zaman zaman konserler düzenlendiğini duyunca atmosferi gözümüzün önüne getirmiştik, darısı Efes’e diyelim.

Bir sonraki önemli nokta ise Efes’in en meşhur anıtı Celsus Kütüphanesi.İ.S.100-110 yılları arasında yapılan bu anıt İ.S.270 yılında yıkılmış, ancak daha sonra yeniden inşa edilmemiş.Günümüzde ön kapısının kalıntılarını görebiliyoruz. Bence kaçırılmaması gereken bir diğer yapı ise yamaç evler. Dönemin varlıklı ailelerinin yaşadıkları  bu evlerdeki zemin ve duvardaki resimler muazzam.


20160827_111335

 

 

20160827_111748

 

 

 

 

20160827_112839

 

 

20160827_113713

 

 

20160827_113930

 

 

20160827_114844

 

 

20160827_115719

20160827_120222

 

 

20160827_120329

 

 

20160827_120432

 

 

20160827_120515

 

20160827_120807

 

 

20160827_121026

 

 

20160827_121032

 

 

20160827_121203

 

Efes Antik Kent’ne giriş 40 TL, müze karta dahil, Yalnız yamaç evler için ayrıca 20 TL ödemeniz gerekiyor.müze karta dahil değil. Öte yandan eğer bu tarihlerde buraya gelecekseniz erken saatte gelmeyi, yanınıza şapka, su ve güneş kremi almayı unutmayın.

Efes Antik Kenti’ni gezdikten sonra durağımız Efes Müzesi. Antik çağlardan itibaren Selçuk ilçesinin tarihi dönemini yansıtan bölümler, Yamaç evler kazılarından çıkarılan buluntular,Efes sikkeleri gibi birbirinden farklı bölümler mevcut. Ayrıca girişteki videoyu izlemenizi tavsiye ederim.

20160827_140623

İmparator Somitianus

20160827_140506

Artemis/ Ana Tanrıça

20160827_133929

 


20160827_133835

Yamaç evler kazısında çıkarılan  yılan heykeli, Yamaç evleri gezerken resimlerde çıkartılan noktayıda görebiliyorsunuz

Efes Müzesi’ni de gezdikten sonra dönüş yoluna geçtik. Son durak olarak buralara kadar gelmişken görülmesi gereken şahane bir müzeyi de buraya ekleyelim. Şöyle farklı bir müze gezeyim diyorsanız kesinlikle Key Museum size göre. Bu müze  Mayıs 2015 yılında Torbalı’da açıldı. 7000 m2 lik oldukça geniş bir alana sahip. 1880 ve 2011 yılları arasında 100 den fazla araba ve 40 civarı motosikleti yakından inceleyebilirsiniz. Hatta müzedeki iki ana salonu ayıran duvarda şahane bir eşarp sergisi ve maskot sergisi var. Müzenin içinde bir benzin istasyonuda var! Yol değiştirilip gidilmesi, atlanmaması gereken bir müze.

Giriş;20 TL müze Karta; %20 indirimli



20160827_154050

 


20160827_154505

 

 

20160827_154628

 

 

20160827_154825

 

20160827_160528

 

20160827_155757

 

 

20160827_160116

 

 


20160827_160213

 

 



20160827_160343

 

Biraz ege havası her ruhu dinlendirir. Bu kısa yolculuktan sonra birkaç güzel günü daha hafızalara kazımak için Ayvalık’a geri döndük.Yine güneşi batırdık. Şimdi sırada İzlanda var.Bir sonraki hikaye başlıyor.

14072965_556757381179226_1628245794_n

No Comments