Granada’dan ayrılıp A4 otobanından Madrid’e doğru yola çıkıyoruz. Madrid’e varışımız 4 buçuk saat civarı ve maalesef Madrid’e yaklaştığınız son iki saat içerisinde asfalta ne olduğunu anlayamadığımız bir şekilde  araba bol bol sallanıyor. Yetkililere sesleniyorum bu işe bir el atın. Saatler süren Granada keşif yorgunluğun üzerine oldukça yıpratıcı oldu bu. Neyse ki enerjimizi düşürmüyoruz. Zira şehirde 24 saatten biraz fazla zamanımız var ve biz bu kısıtlı zamanın hakkını verme niyetindeyiz.

Şehrin kısaca tarihine göz atalım.1156 ‘da Kral Carlos’un tahtını oğlu Felipe’ye devretmesi ile bu şehrin talihi de değişiyor. Felipe 1161’de Kraliyet sarayını Toledo’dan Madrid’e taşıyor. O dönemden itibaren şehir hızla  yükselişe geçiyor. Ancak Felipe’nin oğlu III.Felipe  Kraliyet sarayını yıllarca Valladolid’de tutmuş. Zamanla bu inadından vazgeçme durumunda kalmış. Madrid’e gelipte hayran olacağınız en önemli eserlerden olan Plaza Mayor’da kendisinin emriyle inşa edilmiş.17. yüzyılda ise Madrid şehrine çok daha fazla önem verilmiş.  Günümüzde görülmeye değer en zarif binalar bu dönemde inşa edilen yapılar.

Gelelim bugüne; Şehre ilk vardığımızdaki izlenimim: Bol trafikli, hareketli ve dinamik olması.  Geç saatlere kadar sokaklar kalabalık.

 

20160306_220623

 

Şehri ziyaret ettiğim Mart ayı genel anlamda bu civarda yağmurların bolca olduğu zamanlar. Tüm Endülüs seyahatim boyunca bir tek Madrid’deki son sabahımızda yağmura yakalandım. Yağmurlu havalarda gezmekten nefret eden biri olarak buraya ayrıca bir not bırakmak istedim. Şehirde az zamanda keşfedebildiklerimden yola çıkarak kafelerin önlerine masa ve sandalyelerini atabildikleri  yaz ayları çok daha keyifli olacağa benzer.  Ancak genel olarak düşündüğümüzde ucuz uçak bileti bulunabilen her dönem Madrid’e gelinmeli.

Madrid’e seyahat planı yapanlara küçük bir uyarım var. Ne yaparsanız yapın otel rezervasyonunuzu son günlere bırakmayın. Araştırmalarınızda göreceksiniz ki Madrid konaklama açısında  ucuz bir şehir değil. Şehirde merkezi bir yerde konaklamamız zaman kaybetmemek açısından çok önemliydi. Bu nedenle Madrid’in Taksim Meydanı diyebileceğimiz Puerto Del Sol’e sadece 300 metre mesafede yer alan Hotel Cortezo‘da kaldık.Otelin rezervasyona tabi otoparkı var ve geceliği 25€ !. Otel tertemiz, konumu şahane,çalışanları çok ilgili. Geceliği 3 kişi için kahvaltı hariç 115€ ödedik. Buralar pahalı dostum!Daha ucuza oteller tabiki bulunabilir ancak demiştim maazeretim var,zamanla yarışıyorum.

Madrid’de ne kadar turistlik bölgede bulunsanızda genel olarak İngilizce konusunda problem yaşayabilirsiniz. Enteresan bir biçimde İngilizce konuşmayaya yemin etmiş gibiler. Anlayanına denk geldiğinizde ise suratında ingilizce konuştuğunuz için garip bir gerginlik beliriyor. Oldukça ilginçler bu anlamda. Ne yapalım yani zaten 3-5 İspanyolca kelime öğrenmişim, üşenmeden kullanıyorumda, bir zahmet sizde bir iki cümle kuruverin.

Akşam yemeği için  olmazsa olmas tapas barlar tercih edilmeli . Otel merkezde olunca çevrede de tapas barlardan geçilmiyor tabi. Şehirde çok kısa kaldığımız için bu konuda  bir tavsiye listem yok. Ancak otelin hemen yakınındaki Taberna El Paperon denendi, beğenildi.

 

12783428_576079609214850_991583604_n

 

Sabah çok erken saatlerde kendimizi yollara attığımızdan ötürü açık yer bulmak oldukça zordu. Caddenin çok güzel bir köşesine konumlanmış ‘Mocay Caffe’ imdadımıza yetişti. İspanyollar sabah kahvaltılarında genellikle şekerli şeyler tüketmeyi daha çok seviyorlar.Özellikle resimde solda gördüğünüz kızarmış hamur churros her yerde karşınıza çıkacak. Çikolata sosu ile servis ediliyor. Kahvaltılarda tatlı tüketemeyenler için zor olsada benim için mutluluğun adı oldu. Yalnız churros her yerde aynı lezzette değil. Özellikle kızartma tekniği çok önemli. Bize servis edilenler oldukça iyi süzülmüş ve çok hafifti.

 

12819048_703230999818251_573476660_n

 

 

 Görülmesi gerekenler;

Madrid şehri Old Madrid  ve Bourbon Madrid olarak ikiye ayrılıyor.Harsburgların şehri Eski Madrid(Old Madrid) doğuda Palacio Real’den, Puerto del Sol’a uzanan dar bir alanı kapsıyor. Bu bölge bir günde rahatlıkla gezilebilir. Bournbon Madrid  ise  ‘Sanatın Altın Üçgeni’ denilen en önemli müzelerin,Retio Parkı ve Puerto del Sol arasındaki Paseo del Prado bölgesini kapsıyor.

 

Puerto del Sol;Şehrin merkezi kabul edebileceğimiz Puerto Del Sol 10 caddenin birleştiği oldukça hareketli bir meydan. Her daim turistlerin ve lokallerin doldurduğu, bolca  sokak sanatçıları göreceğiniz bir meydan. Meydana çıkan her bir cadde bir diğer önemli noktalara bağlanıyor.Dönüp dolaşıp geleceğiniz yer hep burası oluyor.Meydanın bir diğer özelliği yukarıda belirttiğim şekilde şehri ikiye ayırıyor olması. Meydanda Madrid şehrinin simgesi kocayemiş ağacı ve ayı heykeli yer alıyor. Burası Sıfır Kilometre kabul ediliyor.  Merkezden çıkan tüm anayollar Puerto del Sol’dan başlayarak hesaplanıyor.

 

20160306_213140

 

 

Plaza Mayor; Ortasında kocaman bir avlu olan bu yapı aslında tek bir bina.17. yüzyılda inşa edilmiş. Geniş avluya üst kemerli 9 ayrı geçitten ulaşabilirsiniz. Vakti zamanında buralarda  kutlama törenleri ,tiyatro şenlikeleri düzenlenir, dini törenlere ev sahipliği yaparmış, hatta pazar olarak kullanılmış , boğa güreşleri düzenlenirmiş. Avluya bakan evlerde yaşayanlar bilet satışı yaparlarmış.  Meydana bakan 400 balkon var. Avlu genişliği ise 200 m ‘ye 100 m civarında.

Yine avlunun ortasında yazının başında bahsettiğim meydanın inşa edilmesini emreden III.Felipe Heykeli bulunuyor.

 

 

20160307_085018

 

 

20160307_085101

 

 

Her Avrupa şehrinde olduğu gibi Madrid de de bolca meydan bulunmakta. Görmeniz gereken diğer meydanlar Plaza de Santa Ana, Palacio Real,Plaza de Espana ve  şehrin Bourbon kısmında yer alan Plaza de Cibeles . Özellikle Plaza de Santa Ana da bolca vakit geçirilesi.

Capture2

 

 Kraliyet Sarayı; Saray 18.yüzyılda inşa edilmiş. V. Felipe döneminde yapımına başlanmış III.Carlos tarafından tamamlanmış. Oldukça heybetli bir yapı. Saray 09:30-17.00 arası açık. Açıkçsı içini gezmedik. Ancak önemli bir yapı olduğundan buraya eklemek istiyorum. Vakit ayırmaya değer gözüküyor. Sarayın yakınındaki Sabatini Bahçeleri’de mola için ideal.

 

20160307_093259_001

 

20160307_093541

 

Almudena Katedrali; sarayın hemen yanında yer almakta, oldukça etkileyici.

20160307_093142

 

 

Madrid’e geldiğinizde görmeden dönmemeniz gereken en önemli müze Prado müzesi. Dünya’nın en büyük İspanyol tabloları koleksiyonuna sahip ve yine dünyanın en prestijli müzelerinden biri. Velazquez,Goya,El Greco,Murillo…

Sadece İspanyol ressamlar değil Flaman, İtalyan,Alman sanatçıların eserlerinide görmek mümkün. Müze için saatlerinizi ayırmanız gerekir.Giriş ücreti 14€. Öğrenci iseniz ücretsiz.Madrid ‘e hakkını veremediğim yerlerden biri maalesef. Madrid ‘e tekrar gelmek için çok büyük bir nedenim var.

 

Müze gezilerinden sonra Retiro Park huzurun dibine vuracağınız yer. Kocaman ve yemyeşil olan bu park eskiden krallığın kullandığı bir av sahası imiş. Günümüzde ise ortasında yer alan El Estanque adında küçük bir göl ile şehrin lokallerine huzuru yaşatma ve bizim gibi turistlere Madrid’i sevdirme görevini üstlenmiş. Yazın yolunuz buraya düşerse tekne ile gölde dolaşmanız ve yine çimlerde güneşlenmeniz mümkün.

 

Madrid ‘e geldiğinizde Santiago Bernabeu Stadyum’u görülecekler arasındadır. Maç izlenmelidir.Özellikle grubumuzun  tamamı futbol hastası olunca… Madrid’e gelmemiz için ikinci büyük sebep ; maç izlemeye geri geleceğiz!

Gran Via; Madrid de alışveriş niyetindeyseniz muhakkak yolunuzun düşeceği cadde. Aklınıza gelebilecek tüm ünlü markalar burada yer alıyor. Bu caddede sadece bir saat vakit geçirdim. Otele dönmeden önce ise kendimi ‘Tiger’ mağazasına atıp mutluluğun dibine vurdum.

Benim  Başkent Madrid’te kısa zamanda sığdırabildiklerim bunlar. Madrid’e tekrar gitmek için sebeplerim hazır bile.

Sevgiler.

 

20160306_222837

20160307_092421

 

20160307_092715_001

 

20160307_102727

 

20160307_113207

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

No Comments