Bu seferki rotam bir Boşnak olarak çok ertelediğim yıllar önce yapmam gereken bir yolculuktu.

Çocukken memleket sizin için ne demekti.  ‘Savaş yüzünden’ denince ne anlamalıydı bir çocuk?

Benim için (eski)Yugoslavya topraklarındaki savaş; küçükken dayılarımızın,teyzelerimizin, uzak ,yakın akrabalarımızın bizi ziyarete gelmesiydi. Evlerin bu misafirlerle dolup taşması, kalma sürelerinin ayları, yılları bulması, gelen misafirlerin çoğunlukla bayan ve çocuk olmasıydı! Büyüdükçe idrak edeceğim, kanımızı dolduran bir acı, yazdıkça düşündükçe karnıma ağrıların saplandığı, çaresizliktir savaş.

Evinden uzak olmaktır. Yıllarca anneyi çocuklarından, eşi sevdiğinden, abiyi kardeşinden, torunu dededen, anneanneden ayırmaktır.

Evinden, okulundan, oyun oynadığın sokağından, kedinden , köpeğinden, top oynadığın, ip atladığın mahalle arkadaşından bildiğin tanıdığın herşeyden, her güzellikten uzaklaştıran bir sebeptir savaş ve geriye döndüğünde hiçbirşeyin eskisi gibi olmaması, olamamasıdır.

O zamanlar anlatılmazdı bize o topraklarda neler olduğu küçük bedenlerimiz almazdı zaten anlatılanları.

Uzak bir akrabanızın kemiklerinin açılan toplu mezarlarının birinde bulunduğunda ailenizin yaşadığı o tarifsiz duygudur. Dilden dile anlatılmasıdır, şehir efsanesiymiş gibi.

Çaresizliktir.. Ancak duaları sadece gökyüzüne değil, gidip mezarının başındada okunacağını bilmenin vermiş olduğu tuhaf sevinçtir bir yandan.

Güven duygusunu ruhuna yeniden öğretmeye çalışmandır savaş!

Savaş sadece bugünkü Bosna topraklarında değildi ama en acısı belkide o topraklarda yaşandı. Eski Yugoslavya’nın dağılması süreci yıllardır kapı komşusu olduğun, birlikte kahve içtiğin insanlardan; evini,eşini,oğlunu, kızını, hayatını silahla koruman gereken zamanlardı. Yıllar geçsede yaşadıklarını bir türlü aklından çıkaramadığın için, üzerinden yıllar geçmesine rağmen;kızının Sırp bir gençle evlenmesini asla kabul edemeyeceğin, bunun için ondan vazgeçebileceğin ruhlarda derin yaralar açan günlerdi.

Hala o topraktaki insanların gözlerinin içine baktığınızda konuşmak istemezler, dalar giderler uzaklara,

1992-1995 yılları bu acıların doruğa çıktığı yıllardı. Balkan toprakları müslümanlar için herzaman zor topraklar oldu. İşte ben bu zor topraklardan ; ailesi çoçuğu ve torunları için daha güzel bir yaşam dileyen, geleceği gören , dil bilmeden , yol bilmeden herşeyini toplayarak, evlerini vatanını bırakıp kapılarını açan bir ülkeye 50 yıl önce göç eden o Büyük ve cesur insanların torunuyum.  Belkide onlar sayesinde savaşın ortasında kalmadık. Onlar yeni bir memleket verdiler bize.

Bugünlerdede o topraklarda yaşamını devam ettiren akrabalarımız misafirliğe gelirler ancak bu sefer eskisi gibi uzun sürmez misafirlikleri!  Hasret gideririz, güzel şeylerden konuşuruz. Konu savaşa gelmez hiç, konuşmayız biz gençler aramızda, gitmesin diye yüreklerimiz uzaklara.

Geçtiğimiz haftalarda Bosna’daydım ailemle. 4 yıl ablukada kalmış,modern savaş tarihinin en uzun kuşatmasını yaşamış, Avrupa’nın göbeğinde bile bile düşmanlara teslim edilen, yok edilmek istenen savaş yorgunu güzel insanlarımızın ülkesindeyiz.

Bosna yaralarını sarıyor daha da saracak.

O savaş günlerinin tekrar gelmemesi , insanın lanet icatı savaşın sonsuza kadar yeryüzünden silinmesi ve bu halkın bir daha asla böyle yalnız kalmaması dileğiyle…

No Comments