ge

Eşimle iki yıl önce doğum günlerimizde birbirimize herhangi bir hediye yerine seyahat hediye etme kararı aldık. Geçen senenin seyahatleri Viyana ve Budapeşte idi. Bu sene ise benim doğum günüm şerefine Slovenya ‘ya yola çıktık. THY muhteşem uçuş saatleri ile Perşembe sabah gidiş, Pazar akşam dönüş olmak üzere 4 tam gün ayırabildik bu ülkeye. Maaliyetleri ayrıca kısa bir yazıda aktarıyor olacağım. Gelelim seyahatimizi detaylandırmaya.

Paulo Coelho’nun ‘Veronika Ölmek İstiyor’ adlı  kitabı; Veronika’nın  cesedini bulacaklara intiharı için bir sebep sunmak adına, o an bir bilgisayar oyununun resminin altında gördüğü bir soru olan ‘ Slovenya nerededir?  ile başlar.

Hakikatten Slovenya nerededir. Peki Ljublijana nerededir. Bu ülkenin şirin mi şirin başkenti olan bu şehri birkaç yıl öncesine kadar duyanlar arasında bu soruya tereddütsüz cevap verebilen oluyor muydu?. Birçok kişi ile konuştuğumda çoğunlukla Slovakya ile karıştırılan sanki aynı ülkelermiş gibi muamele gören bir ülke Slovenya. Benim için ise memleketin bir parçası.Eski Yugoslavya’nın dağılma sürecinde diplomatik görüşmelerle savaşın kanlı anlarına şahitlik etmeden ilk bir iki haftasında bağımsızlığını ilan etmiş olan ülke. Yugoslavya döneminde de ülke lokomotif görevi gören yerlerden biriydi. Ülkede bulunduğu coğrafi konum nedeniyle fazlaca İtalyan ve yer yer Almanya havasını hissedersiniz. Ayrıca Macaristan İmparatorluğu’nun tarihindeki izleri ise günümüzde de takip edilebiliyor. Hatta dillerine birçok İtalyan ve Alman sözcüklerde girmiş durumda.

Daha ülkeye yaklaşırken Alp dağlarının o muhteşem manzarası , yemyeşil ovalar, dağların tepelerine adeta serpilmiş gibi olan evler, gökyüzünden minik minik damlatılmış gibi gölleri görünce uçaktayken yaşayacağımız muhteşem doğa güzelliklerinin farkındaydık. Muhteşem bir uzun hafta sonu bizi bekler.


20151112_110516 (Medium)

 

Slovenya’nın en önemli şehirleri Bled, Piran ve Ljublijana. Bizimde 4 günlük planımızda Bled(1 gün)/ Postajna Mağarası ve Piran (1 gün) ve Ljublijana(2 gün) var.

 

Nasıl gidilir;

Slovenya ‘nın başkenti olan Ljublijana an itibariyle ülkemizden  Adria ve THY ile direkt uçuş yapabilirsiniz. Biletler zaman zaman oldukça iyi fiyatlara düşebiliyor. Biz biletimizi ise  12 Kasım uçuşu için 2 ay öncesinden aldık ve fiyatı  256TL /kişi başı/gidiş-dönüş

Ne zaman gidilir;

Öncelikle mevsim konusunda çok keskin köşeleriniz yoksa esnek olmakta fayda var. Açıkçası biz o kadar şanslı bir çiftiz ki gittğimiz hemen hemen her yerde soğuk konusunda problem yaşamıyoruz. Karasal iklimin olduğu bir ülkeye gittiğimizden, çok tedbirliydik ancak 4 gün boyunca gün boyu güneş eşlik etti bize. Önemli nokta ise gündüz ile gece arasında ciddi bir sıcaklık düşüşü oluyor. Geceleri daha kalın giyinmek durumundaydık.

Malum yaz ayları turist sezonunun en yüksek olduğu ay . Buna paralelde otel fiyatları oldukça yüksek. Özellikle Bled civarında konaklanacaksa bu fiyatlara göz yummak gerekecek. Dolayısıyla tercih size kalmış ancak biz Bled’in sonbahardaki haline bayıldık.

Nerede kalmalı;(Bled)

Bled civarında otel seçeneğiniz biraz sınırlı, biz bir gece burada konaklamak üzerine yapmıştık planımızı. Bu seyahatte biraz daha dinlenmeli olsun istiyoduk. İnanılmaz bir iş yoğunluğunun ortasında böyle birkaç günü kendimize ayırabilmişken vücudumuzuda dinlendirmek istedik. Carman Guest House ‘a rezervasyon yaptırdık. Gittiğimizde odamız hazırdı. Çok şirin bir dekorasyona sahip ve göl manzarılıydı. Sabah muhteşem bir manzara ile uyandık fiyatına göre %100 tavsiye edilir. 50€ gecelik iki kişi. Oldukça temiz bir otel. Gittiğimizde birkaç genç çift ve bir anne kız ile kalabalık olmayan bir günündeydi.Otel fiyatına kahvaltı dahil değil, kahvaltı isterseniz kişi başı 7€. bir gece öncesinden resepsiyondaki tabloya adınızı ve kahvaltınızın odanıza gelmesini istediğiniz saati yazmanız yeterli.  Bu arada odamızın manzarası;

 

11887080_1646642075607742_1788174857_n (Medium)

Gezmeye başlayalım;

Kiralağımız araba ile yola koyuluyoruz. Havaalanı Bled arası yarım saat. Otobanda herhangi bir ücret ödemeniz gerekmiyor. Bizlerdeki gibi  HGS mantığından çalışan etiketler var ve aracınızda hazır oluyor.  Gişelere yaklaşırken hızınızı 30 km ‘ye kadar düşürmeniz şart , unutmayalım. Bled Gölü bu ülkeye gelindiğinde görülmesi gereken en önemli duraklardan biri.  İnternette, kitapta yada dergilerde gördüğünüz karpostal manzarası tüm etkileciliğiyle bizi bekliyor. Hemen otelimizi bulup yürüyüşe koyuluyoruz. Çevresinde biraz yürüdükten sonra sandal kiralayarak gölün ortasında bulunan küçük adaya doğru yol aldık. Sandalın 1 saati 12€ , geçen her saatte ise +10€ alınıyor. Ancak otel müşterisi iseniz ikinci saat bedava. Ancak ben kollarıma güvenemem derseniz adaya götüren sandallarda var. Burada ise kişi başı 12€ ödemeniz gerekiyor. Adayı gezmeniz çok fazla vaktinizi almayacak. Bizim gittiğiimiz Kasım ayında 5-6 turistten başka kimseler yoktu. Birde bir iki fotoğrafçı.Adanın ortasında bir kilise bulunmakta giriş kişi başı 6€ ve hediyelik eşya satan bir dükkan. Adadaki merdivenlerde ise eşinizi kucaklayıp çıkartmanız gerektiği söyleniyor. Adet böyleymiş. Ömür boyu mutlu mesut yaşarmış bunu yapan çiftler. Tabiki bu eziyeti Gökhan’a yapmadım. Sonuçta ufak tefek minyon biri olmadığım gerçeğinin farkındayım:) ayrıca 20 dakikadır kürek çekiyor. Bence büyük eziyet. Yapmayın kzılar bunu eşlerinize. Adayı şöyle bir turladıktan sonra, bir süre resim molası veriyoruz ve geri dönüyoruz. Gidip gelme ve gezme süremiz 1 buçuk saati biraz geçiyor.

 

11326396_526848000824294_862061180_n (Medium)

11351794_1652235558380663_381492564_n (Medium)

 

 

20151112_141533 (Medium)

20151112_143248 (Medium)

 

 

 

Buradan sonraki durağımız tabiki Bled kalesi. Arabayla 10 dakika sürmüyor kaleye ulaşmamız. Kaleye giriş kişi 12€. Buraya gelip bu adadan Bled manzarası görmeden kesinlikle geri dönmeyin. Kalenin içerisindeki lokantada Bled gölüne has tatlıdan da yemek gerekir. Giriş biletiniz size indirim sağlıyor. Tatlımız ve şarabımız için 5€ ödedik. Kalenin içindeki  müzede  yıllar boyu kalenin en son halini nasıl aldığını dinleyebilirsiniz. Ayrı şekilde o bölgede yaşayan insanların tarihler boyunca değişen yaşam biçimlerine de tanıklık edebilirsiniz. Dediğim gibi çok kalabalık bir dönemde gitmediğimizden sıra beklemedik ve kalabalıkla mücadele etmedik. Gerçi yine bol fotoğraf makinalı Çinli turist popülasyonu oradaydı ama biliyorsunuz bu olay olmazsa olmaz kaçamazsınız. bakınız….:)

20151112_153919 (Medium)

Ayrılmadan önce Bled kalesinin duvarına oturarak bir müddet çevreyi izledik.Farkettimki buraya adımımı attığımdan beri zaman durdu sanki, akmıyor. Aynı hayatı yaşamıyoruz sanki. Burada herşey yavaş, sakin. Hayat yavaş akıyor. Her anını yaşatmak istiyor sana. Sanki oksijen bile ciğerlerine sindire sindire doluyor. Mavisi , yeşili, güneşin sarısı ayrı bir parlıyor. Bugün benim doğum günüm ve ben Dünya’nın en huzurlu noktalarından birinde giriyorum yeni yaşıma. Bugün yine içimdeki keşfetme dürtüsüne şükrediyorum. Bence bir insanın hayatta en çok yapması gereken ancak belkide en zor yapabildiği şey kendisini neyin mutlu ettiğini keşfedebilmesi ve hayatını buna göre yaşayabilmesi. Bugün bu manzaraya dalan ben diyorum ki huzur, keşfetmek, sevgi Dünyadaki en güzel şeyler. Keşke ; şu an içimdeki sıcaklığı ruhumdaki huzuru aynen böyle saklayıp ihtiyacım olan her an kullanabilsem. Bugün burada olduğum için çok mutluyum ve ben karşımdaki bu güzelliği ömrüm boyunca unutmayacağım. Dünya bulutlardan deniz, yeşilden huzur, maviden mutluluk yapmış.

20151112_163803


12106291_1640628909525819_1910289972_n (Medium)

20151112_163935 (Medium)


 

Ertesi gün Slovenya ‘ya gelme sebebi olabilecek güzellikle Postajna mağarasına doğru yola çıkıyoruz. Muhakkak  internetten önceden biletinizi alın. Mağara ile ilgili  resmi ekleyip ayrıca detaylı bir sayfa açacağımı belirteyim, (Edit: Açtım bile, buradan okuyabilirsiniz)

 

20151113_113901 (Medium)

 

Kolay kolay etkisinden kurtulamayacağımız güzellikteki bu mağaradan yola çıkıp Predjama Kalesi’ ni görmeye gidiyoruz.Postajna mağarası için aldığınız  bilet bu kale içinde geçerliydi. Kalenin içinde zamanında insanların saldırılardan korunabileceği doğal bir mağarası olması dışında  çokda görülesi bir şey yok. Ancak manzara nefis. Bence buraya gelmişken görmeden geçmeyin.

Kale ile ilgili bir kaç bilgi;

Dönemin zenginleri tarafından kullanılan ve çokça da el değiştirmiş bu kalenin son sahibi Slovenya nın Robin Hood’u Erazem Lueger imiş

Tepede yer alan zil vakti zamanında düşman işgali esnasında uyarı için kullanılırken günümüzde bir inanışa göre zili çalanın dileği gerçek olurmuş

Kalenin içerisinde hemen hemen her odada doğal özelliklerden faydalanarak kullanışlı hale getirilmiş. Örneğin mutfakta kendinden eğimli bir tazgah, buzdolabı görevi gören bir kaya. Yine kayalara oyulmuş bir fırın bulunmakta

Aynı zamanda içme suyuda keşfedilmiş mağara içerisinde ve büyükçe bir kayanın içinde damlayan bu su halen depolanıyor

Kalenin en üst katında cephanelik yer almakta. Ayrıca kalede düşman işgaline karşı doğal sığınak görevi gören bir mağarada bulunmakta. (Şu aşağıdaki resimde kalenin hemen tepesinde görülen büyükçe oyuk)

 

20151113_142245 (Medium)

20151113_142633 (Medium)

20151113_144952 (Medium)

20151113_150528 (Medium)

 

Kale turumuzu tamamlayıp Piran’a devam ediyoruz. Piran, Postojna mağarasından 1 saatlik mesafede bulunuyor. Şehir ülkenin en turistlik yerlerinden biri. Adriyatik’e kıyısı olan bu şirin mi şirin kasaba da ilk yapılacak şey kuşkusuz rengarenk evlerin bulunduğu dar sokaklarda kaybolmak. Akabinde tepedeki saat kulesinden limanı izlemek. Daha sonrada o güzel limanda kısa bir yürüyüş yapıp, yemek molası vermek. Bu sezonda pek fazla insan kalabalığı yoktu ancak Alman turistler oldukça fazlaydı. Yemekten sonra  Piran da akşam saatlerinde gezmek biraz zor oldu, zira yazının başlarından belirttiğim gibi akşam saatlerde sıcaklık bir anda düşebiliyor.Ancak yine de bol bol resim çekmeyi ihmal etmeyip hızlıca aracımıza ulaştık. Buradan istikamet Ljublijana oldu. Detaylı yazılar devam edecek. Slovenya öyle tek bir yazıya sığmayacak…

 

20151113_162151 (Medium)

 

20151113_163116 (Medium)

20151113_163741 (Medium)

 

 

Sonraki durak: Postojna Mağarası

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

No Comments