Bu anneler gününde istedim ki anne ve anne adaylarına ilham olabilecek gezgin annelerle bir sohbet gerçekleştirelim. Evet ilk cümle içerisinde çok anne kelimesini kullandım ama sonuçta dünyanın en güzel kelimelerinden biri değil mi? Kim bilir bu sohbetlerle belki içinizdeki saklı gezgini bulur, kafanızın içinde gezinen bahaneler var ise onları birlikte def edebiliriz.
İlk konuğum Gökçe . Ben Gökçe’yi senelerdir takip ediyorum. Bloğu ve seçtiği rotalar ile  her daim ilham aldığım biri. Kendisi gezgin kelimesinin hakkını fazlasıyla veriyor ve eşi Fatih ile birlikte gerçek anlamda Dünya’yı geziyorlar. Bir bakmışsınız Afrika da safarideler, bir bakmışsınız Kilimanjaro’ya tırmanıyorlar. Patagonya’dan Vietnam’a, Fas’dan Küba’ya birbirinden güzel rotalarda görüyorsunuz onları. Artık aileleri 3 kişi. Ben acaba seyahatleri azalır mı dedim ama onlar tam gaz kaldığı yerden devam ediyor.
Hadi gelin birlikte hem Gökçe’yi tanıyalım hem de  bebekli seyahat üzerine deneyimlerini paylaşmasını isteyelim.
 
Gökçe Merhaba, öncelikle seni tanımayanlar için kendini kısaca tanıtır mısın?
Merhaba Sema, ben ‚’Keşfin boynumuzun borcu‘’ olduğuna inanmış bir insanım. Bu sadece yeni bir ülke keşfetmekle sınırlı değil benim için, aksine kültürler keşfetmek, yepyeni bir çevrede hiç tanımadığım insanları keşfetmek, kendimi keşfetmek… Hayat mücadelemi bunun üzerine kurdum ben aslında. 
Bu nedenledir ki doğduğum, büyüdüğüm üniversitesini okuduğum İzmir’den elimde valiz 23 yaşında ayrıldım ve başıma gelecek her yeniliğe hazırım deyip yollara düştüm. Fatih’le tanışmamız, evlenmemiz ve beraber Almanya’ya yerleşmemiz hepsi  içimdeki bu yeniliklere açık, bilinmeyeni merak eden ‚‘BEN’’ in desteğiyle oldu. 
Tam 10 yıldır Münih’teyiz. Bu süre zarfında hep yenilendiğimizi, çoğaldığımızı hissediyorum. Bunda son 10 yıldır yaptığımız yolculukların, seyahatlerin, yeni kültürlerin keşfinin çok büyük bir etkisi var. Her seyahatten çoğalarak dönüyoruz çünkü. Kendimi en çok doğada, dağlarda huzurlu ve mutlu hissettiğimi keşfettiğimden beri de bulduğum her fırsatta kendimi doğaya atıyorum ya da sığınıyorum desem daha doğru olur. 
Her ne kadar mesleğim sebebiyle – Yüksek Endüstri Mühendisiyim – ofis ortamında, masa başında çalışmam gerekse de hayatımı şekillendirirken beni mutlu eden öğeleri hayatımın merkezine koymaya çaba gösteriyorum. Mesela hayatımızdaki en önemli kararlardan birini verip köye yerleştik. Defne’nin doğuşu bu süreci hızlandırdı tabii ki. Yarı zamanlı çalışmaya başladım doğum sonrası ve şimdi 3 kişilik ailemizle her fırsatı değerlendirip korkmadan yollara düşüyoruz. 
 22427181_125675151467722_1627014528908656640_n(1)
 
Offtheroadonthetrack.com isimli oldukça kapsamlı ve çok keyifli bir bloğun var, blog yazma fikri nasıl oluştu?
 
Blog yazma fikri 2011 yılında yaptığımız ilk uzun seyahatimiz olan Vietnam – Kamboçya – Tayland seyahatimiz sırasında şekillendi. Aslında ihtiyaçtan doğdu. Çünkü seyahat öncesi neredeyse Vietnam hakkında hiç Türkçe kaynak bulamamıştım. Lonely Planet’ten aldığımız bir kitap vardı elimizde ama benim merak ettiğim gerçek deneyimlerdi. Orayı daha önce görenler için gerçekten hangi bölge çok ilgi çekiciydi ya da neydi hoşlarına giden ya da gitmeyen. Ama böyle bir bilgiye o zamanlar rastlamadım dersem abartmış olmam sanırım. Şu anda öğrendiklerini, gördüklerini, okuduklarını sosyal medyada paylaşmak isteyen o kadar güzel insan var ki. Ama dediğim gibi o dönemde çok azdı. 
Ayrıca seyahatler öncesi hatırı sayılır bir araştırma yaptığım için bu bilgilerin kaybolup gitmemesini istedim. 
 Şu an vakit olarak beni çok zorlasa da bırakmama sebebim ise tamamen kişisel. Bizim geçmişimiz o site, hatıralarımız, yaşadıklarımız, keşiflerimiz. Dün akşam mesela yıllar önce yaptığımız Endülüs notlarını oturup okudum ve dedim ki içimden ne güzel gezmişiz. Her ayrıntı şu an dün gibi aklımda tekrardan. Bir de tabii ki bir kişi bile yazınız sayesinde çok güzel bir seyahat yaptık diye mesaj atsa, diyorum ki bırakamam bu siteyi. Bir kişiye bile ulaşıyorsam ne mutlu bana ki bu blog sayesinde inanılmaz güzel insanlarla buluştum. Ona minnettarım bu nedenle.
17076575_1745091779153853_6614477041473421312_n
 ‘
Seyahatlerinin hayatında çok önemli bir yerde olduğunu biliyorum. Açıkçası bebekle gezmek fikri bir çok kişi için gerçekten çok zor görünüyor. Sen çocuklu hayata geçiş evresinde seyahatlerin ve planlarınla ilgili neler hissettin?
Açıkca söylemek gerekirse ne hamileliğim ne de sonrasında bizim seyahat programımızda bir değişiklik olmadı. Defne’ye hamileliğim sırasında mesela ben dağ tepe geziyordum ama paylaşımlarımı yaparken sakladım hamileliğimi. Çünkü korktum. İnsanlar her ne kadar sizin yaptıklarınızı beğeniyle takip etseler de belli bir kesim var -ki bu azımsanmayacak kadar fazla- bir şey olmasını bekliyor gibi ve o olduğunda ‘’ama ben demiştim’’ tavrını takınmaya hazırlar.  Yaklaşık 2,5 aylık hamileyken 2 hafta Portekiz’de gezdik. 4-5 aylık hamileyken yazın sürekli dağ yürüyüşleri yaptık. Mesela Hallstatt sonrası Avusturya dağlarında bir fotoğrafım var. Orada sanırım 5,5 aylık hamileydim. 8 aylık hamileyken Almanya İsviçre sınırlarında bir yerlerde dağlardaydık ama sosyal medyadan bu seyahatimle ilgili hiç paylaşım yapmadım. Sebebi dediğim gibi korktum. 
hamilelik_4bucukaylık_bavyera_dag_tırmanısı-imp
 Bavyera Dağ Tırmanışı(4,5 Aylık hamile iken)
Hamilelik_5bucukaylık_Avusturya_daglarında-imp
Avusturya Dağlarında(5 Aylık hamile iken)
Hamilelik_8aylık_İsviçre_Fransa_Almanya sınırında_doga_yürüyüşü-imp
Gökçe’nin bahsettiği İsviçre-Fransa-Almanya sınırında Doğa yürüyüşünden bir fotoğraf. Burada 8 aylık hamile:)
Doğum sonrası ise Defne ile seyahatlerimize son hız devam ettik. Ben doğum sonrası 1 yıl annelik iznindeydim ve elimden geldiğince her fırsatta Defne ile yollarda zaman geçirmeyi hedefledim. İlk seyahatimizi Defne 2,5 aylıkken araba ile Prag’a yaptık. Sonra o 3 aylıkken ilk dağ yürüyüşlerine başladık. Türkiye’ye gittik o 3,5 aylıkken. 4,5 aylıkken trenle Viyana’ya gittik. Bu kız kıza bir tatildi. Tam 4 yetişkin 2 bebekten oluşuyordu ekibimiz. İnanılmaz keyifliydi. 5 aylıkken Defne, Stockholm’e gittik.
 Prag-imp
 Prag seyahati
17662712_288662498212779_517965213287317504_n(1)
Anne kucağında ilk doğa yürüyüşü
Viyana-imp
Viyana seyahatinden
Stockholm-imp
 Stockholm seyahati
Defne 6,5 aylıkken ilk kez yanımızda Fatih olmadan uzun bir seyahate çıktık ve Girit’e gittik bir haftalığına. Bu benim için inanılmaz bir deneyim oldu. Ekipte 2 yetişkin 3 bebek vardı. İnanılmaz bir maceraydı.Sonra Defne 7 aylıkken Göcek sahillerinde tekne turuna çıktık. Çoğu insan için bebekle tekne turu bir tabu gibi aslında. Ama bizim sadece çok güzel anılarımız var tekneyle ilgili.

Defne 7,5 aylıkken Romanya’yı gezdik 10 gün boyunca.

Girit-imp
 Anneler ve çocuklar firarda:) Girit
Tekne turundan-imp
Bebekle tekne turu-Göcek
Defne 10 aylıkken Ekim sonu İzlanda’ya gittik. İnanılmaz tepkiler gelince dedik ki ya sanırım biz aslında fark etmeden zor görünen bir şeyi başardık. Biz de bunu İzlanda’da gelen güzel tepkiler sayesinde fark ettik. Yoksa İzlanda fikrinin oluşum, gelişim aşamasında bir kere bile biz ne yapıyoruz yanımızda bebek var tarzında bir korkuya ya da endişeye kapılmamıştık. Seyahatimizi çok normal planlamıştık. Ardından yine bir Türkiye seyahati sonrası yıl sonu kapanışını İtalya’da Dolomitiler’de yaptık. Defne ile inanılmaz keyifli kar yürüyüşleri yaptık. Eksi 12, 13 dereceleri gördük yürüyüşlerimiz sırasında. Bu seyahat sırasında Defne olmasaydı şunu da yapardık dediğimiz olmadı mesela. O bize ayak uydurdu biz de ona fark etmeden adapte olduk. En son 2 hafta süreyle Japonya’daydık. İnanılmaz güzel, keyifli bir deneyimdi bizim için. 
23098784_1144485672350513_7369683620987928576_n
23279474_145141016114577_4235097998809366528_n(1)
 ‘
Seyahat edeceğin ülkeye karar verirken Defne’nin önemli bir etken olacağını düşünüyorum.  Böyle bir değişiklik yaşadınız mı?Aslında son seyahatleriniz İzlanda ve Japonya olduğunu ve bir önceki sorunun cevabını okuyunca bu soruyu es geçebilirmiyiz diye düşünüyorum:) Bu konuda anlatacaklarını çok merak ediyorum.
Seyahat edeceğimiz ülkelerin seçiminde evet Defne’nin etkisi var. Biz artık 3 kişilik bir takımız ve sadece Fatih ile Gökçe’nin seyahati değil bunlar. Defne’nin de seyahati. Onun da zevk alması onun da kendine bir şeyler katması gerekiyor. Tabii ki şu anda bebek ama ilerde o da bu seyahatlerden öğrenecek bir çok şeyi. Çoğalacak aynı bizim gibi. Biz onu yanımızda götürmüyoruz ya da taşımıyoruz. Bizim mantalitemiz çok farklı. Biz hep beraber  seyahat ediyoruz. Bu nedenle tabii ki ülke ya da seyahat tipi seçimlerimizde değişiklikler oldu. Mesela, Defne arabayla seyahat etmekten hiç hoşlanmıyor. Bu nedenle seyahatlerimizde araba kullanmaya mecbursak onu günlük 4 saatte sınırlı tutacak şekilde planlıyoruz rotayı -ki Romanya bu açıdan en büyük sınav oldu. Her gün rotayı değiştirdik. Japonya’da hiç arabaya binmedik. Bütün seyahati trenle yaptık. Ya da örneğin her Aralık ayında biz Güney Amerika ya da Asya yolculukları planlardık. Ama bu sene kar mevsimini yaşamak, onun da kara alışmasını sağlamak için İtalya planladık. Kızakla çektik onu karlar üzerinde. Çok keyif aldı. Bir-iki seneye kayak turlarına başlayacağız onunla. Şimdi ısınma turlarındayız. 
İtalya_dolomitiler_1-imp
Genel olarak ama şunu söyleyebilirim: Bebekle seyahat ederken bizim en önemli kriterimiz temizlik. Japonya bu açıdan örnek bir ülke. Ben hayatımda bu kadar temiz bir ülke görmedim. Çin’i ya da herhangi bir Asya ülkesini programa almak yerine Japonya’yı öncelendirdik bu nedenle. Ya da Hindistan mesela benim listemde üst sıralarda. Çok merak ediyorum bu ülkeyi. Ama bu ülkeye Defne ile gitmek için biraz daha zaman var tabii ki. 
2. önemli kriter ise yükseklik. Biz çok fazla dağ yürüyüşleri yaptığımız için Defne ile de bunu gerçekleştirmek istiyoruz tabii ki. Ancak bebeklerin 2.000 metrenin üzerine ilk yıllarda çıkmaması gerektiği için özellikle doğa seyahatlerinde buna dikkat ediyoruz. Mesela Peru ya da Nepal biraz daha bekleyecek bir süre. 

 

Yıllardır seyahat ediyorsun. Tahminimce hem hazırlık aşamasında hem de seyahatler için belirli rutinlerin oluşmuştur. Çocukla seyahat hayatında neleri değiştirdi. Örneğin önceden yapmadığın ancak şu an kesinlikle es geçemediğin şeyler nelerdir?
Seyahatler öncesi sürekli baktığım bir site var. fitfortravel.com bu sitede tüm ülkelerin sağlık raporları yer alıyor. Salgın hastalıklar, son zamanlarda görülen henüz tam olarak anlaşılmamış hastalıklar ya da bakteri, virüs yüzünden olan ölümler hepsi bu sitede bilgi olarak paylaşılıyor. Defne doğmadan önce de bu siteye seyahat öncesi bakardım ama daha çok gideceğimiz ülke için ek bir aşı gerekiyor mu ya da yanıma ne tarz ilaçlar almalıyım sorularını cevaplandırmak için bakardım. Yani zaten gidilecek ülke seçilmiş olur ve biletler alınmış olur biz sadece orada kendimizi neyden korumalıyız diye bakardık o siteye. Ama şimdi seçeceğim ülkeyi belirlemek için bakıyorum o siteye. Mesela geçen sene Sri Lanka vardı planda ancak ciddi bir salgın hastalık sebebiyle -ki ölüm oranları diğer ülkelere oranla çok fazlaydı bu nedenle Sri Lanka’yı listeden çıkardık. Sonuçta bir bebek var yanımızda ve onun bağışıklık sistemini de göz önünde tutmak zorundayız. 
Bunun dışında doğal/organik bir kişilik olarak tanımlayabilirim kendimi :) Defne bir kez bile marketten alınmış kavanoz mama yememiştir -ki bunun sağlıksız olduğunu tabii ki düşünmüyorum. Veren anneler vermeye devam etsin bana takılmasın lütfen. Bu tamamen benim hayata bakış açımdan kaynaklanan bir karar. Ek gıdaya geçmeden önce yaptığımız seyahatler sırasında hayat tabii ki daha kolaydı. Emzirme çoğu yerde hayat kurtardı. Ancak Romanya seyahatimiz sırasında artık ek gıdaya geçmişti Defne ve onun doğru gıda alımı Romanya seyahatine damgasını vurdu diyebilirim. Tabii ki biz de öğreniyoruz sürekli olarak. Yaşayarak öğreniyoruz. İzlanda seyahatinde bu nedenle otel yerine evde kalmaya özen gösterdik. Yanıma sürekli ev yapımı tarhana, erişte alıyorum ve seyahatlerimiz sırasında evde yemek pişirmeye özen gösteriyorum. Evde hayat daha kolay oluyor. Akşam günün yorgunluğuyla eve ulaştığımızda Defne’nin ev hayatına geçiş yapabilmesi, rahatça oynayabilmesi ve ev yemeği yemesi benim için çok önemli. Bu kriterleri sağladığımızda seyahatimizden en yüksek seviyede haz aldığımızı düşünüyorum. Örneğin Aralık sonu İtalya Dolomitileri’nde yaptığımız kar tatili bizim unutulmazlarımız arasında. Evde kaldık, az araba kullandık, ev yemeği yedik, bol bol doğa yürüyüşü yaptık. İnanılmaz keyifliydi bu nedenle. 
28750775_2022455518076011_2227025729357348864_n(1)
 ‘
Bavul konusunda çok pratik olduğunu biliyorum. Hatta  7  kg ‘lık sırt çantası ile uzun yolculuklara çıkabiliyorsun. Bebekle gezmek işleri değiştirdi mi? Seyahate giderken yanına neler alıyorsun.
Evet rekorum 7 kg ile Fas ve Küba seyahati. Defne sonrası sırt çantam biraz büyüdü ama bence gereksiz büyüdü. Yani orada çok ciddi gelişim potansiyeli görüyorum :) Benim kendim için aldığım eşya sayısı aksine küçüldü. Ben sanırım artık 1-2 kiloyla çıkıyorum seyahatlere. :) Zaten fotoğraflarıma baktığınızda bu kızın başka kıyafeti yok mu diyen kesin vardır aranızda :) Defne için yanıma aldığım kıyafetleri her seyahat sonrası oturup inceliyorum. Neyi alıp da kullanmadım diye soruyorum kendime. Cevap: Aldıklarımın neredeyse yarısı. Mesela Japonya için yanıma normale göre biraz fazla kıyafet almıştım. Olur da yedikleri midesini bozarsa hani kıyafet problemi yaşamayalım dedim -ki doğru tespitte bulunmuşum. Sanırım günde 8-9 defa Defne’nin altını açmak zorunda kaldım ve her seferinde kıyafetinin ne yazık ki değişmesi gerekiyordu. Peki ben ne yaptım? Kaldığımız her evde çamaşır ve kurutucu makinesi olunca her gece çamaşır yıkadım. Yani aslında yine hep aynı kıyafetleri giydi durdu. Bu kısma çalışmam gerekiyor :)
Japonya_1-imp
Japonya_3-imp
 29088755_207296660026102_7920457290585473024_n(1)
Bir de yolculuklar sırasında keyif alsın diye yanımıza sürekli kitaplar, hikayeler almaya başladık. Mesela Münih – Tokyo uçuşu 12 saat süreceği için yolculuk kısmına epey kafa yordum ve onun sevdiği tarzda abartmamak koşuluyla bir-iki oyun  satın alıp yanımızda götürdük. 
Defne için yanıma aldığım küçük bir çantam var ve o çanta da ‘’ateşlenirse ya da kabız/ishal olursa’’ tarzında olası hastalıklara karşı fitil ve (bitkisel) ilaç taşıyorum yanımda. Bu olmazsa olmazlarımdan mesela. Bu çantayı ayrıntılı bir şekilde bloğumda yazacağım en kısa zamanda. 
Japonya_4-imp
Bunların dışında Defne’yi sırtımızda taşımamıza yardımcı olan sırt çantamız hep yanımızda. O sırt çantası sayesinde İzlanda’nın tüm doğal güzelliklerini hangi hava koşulu olursa olsun görmeyi başardık. Defne’yi onun içinde taşıyoruz. Güneşli havalarda güneşliğini açıyoruz, yağmurlu havalarda üzerine yağmurluk geçiriyoruzki Defne ıslanmasın. İzlanda’da çok soğuk günler oldu. O zamanlar Defne’nin ayaklarını soğuktan korumak için Kilimanjaro’ya çıkarken kullandığım eldivenlerimi ayağına giydirdim. İtalya kar tatilinde de o eldivenler hayatımızı kurtardı. Sanırım kış seyahatlerimizde o eldivenler daha çok işimizi görecek. Sırt çantası hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenler sitedeki çocukla seyahat kısmında yer alan yazıma göz atabilir. 

 Not:Gökçe’nin bahsettiği sırt çantasını bloğunda detaylıca anlatmıştı. Merak edenler için linki ekliyorum. 

 Bavyera dağ yürüyüşü-imp
 ‘
Çoçuklu gezginlere önerebileceğin bavul hazırlamadan, bebek arabasına vb. pratik bilgilerin, püf noktaların var mı?
Rahat olun, doğal olun, korkmayın ve içinizden geçirdiğiniz ‘‘ya o olursa, ya bu başımıza gelirse’’ diye düşünerek her şeyi yanınıza almayın ki bunu yapmak çok kolay değil bunu çok iyi biliyorum. Ama denemek gerek ve her seyahat sonrası ben bu çantadan neyi çıkartabilirimi sorgulamak gerek. Bence sadece ilk yardım çantası çok önemli. Onun dışında her şey gerektiğinde yolculuk sırasında bulunur. 
Oyuncaklarla doldurmayın çantanızı. Bir iki kitap boyama kalemi yeter aslında. Etrafta gördüğünüz şeylerle çocuğunuzu oyalamayı başardığınız takdirde onun da çevreye olan ilgisinin artacağını göreceksiniz. Algıları açılacak, sorgulamaya başlayacak. Yaptığı seyahatlerden daha çok şey öğrenecek. 
Ipad’lerini almayın yanına mesela. Bırakın sadece gözlem yapsın. Sizin tepenizden inmesin ama sizinle vakit geçirsin. Seyahatlerin asıl amacı bu değil midir? Kendimizi, birbirimizi keşfetmek değil midir asıl amaç? 
iPad ve telefon konusu bizi çok üzen bir konu. Bu nedenle bu konuya özellikle değinmek istiyorum. Seyahatlerimizde önüne iPad konulup tabiri yerindeyse uyuşturulmuş çocukları gördükçe çok üzülüyoruz. Bizde bu konu kesinlikle tabu. Defne’nin telefonla oynaması yasak. Ayrıca yaklaşık 5-6 yıl önce evimizdeki televizyonu atarak hayatımızdan televizyonu da tamamen çıkardık. Biz başardığımızı düşünüyoruz. Bence herkes bunun mücadelesini vermeli. 
Defne_dağda_3-imp
köyde yaşam_2-imp
 ‘
Çocukla seyahate başladığınızdan beri gerçekten en zorlandığın anı paylaşır mısın?:)
:) Birkaç sahne var tabii ki hiç aklımdan çıkmayan ya da aklıma geldikçe artık beni güldüren. Ama sanırım en zor an Defne ile ilk seyahatimizde yaşandı. Münih Prag arası arabayla yaklaşık 3,5 saat. Biz o yolu tam 8 saatte aldık. Defne 2,5 aylıktı ve bir türlü araba koltuğunda oturmak istemiyordu ki bizde ‘’ASLA’’ bebek kucakta gitmez. O koltuğa oturulacak. Ağladığı zamanlar yolun kenarına çektik, emzirdim, dışarı çıkardık gezdirdik ama bir süre sonra fark ettik ki böyle giderse biz 15 saatte bile varamayacağız Prag’a. Bir de fonda anne karnı sesi. Bebekler bu sesi duyunca rahatlarmış ya biz tabii ki ilk 3 ay sürekli bu sesi dinledik. Arabada da sürekli bu ses fonda. Delireceğim yani. Dedim ki bu böyle olmaz. Bir çözüm bulmamız gerekiyor. Ben bir ara Defne koltuğunda emniyet kemeriyle bağlıyken hatta ben de arka koltukta emniyet kemerim bağlıyken akrobasi hareketleri yaparak Defne’yi emzirmeyi başardım. Bu hareket hayatımızı kurtardı ve biz 8. saatin sonunda Prag şehir sınırına ulaştık. Öğle saatlerinde başladığımız yolculuk gece saatlerinde son buldu. İtiraf etmek gerekirse Prag’da kaldığımız süre zarfında biz nasıl Münih’e geri döneceğiz diye içimden korku senaryoları geçirmedim değil. Ama tabii ki her şey deneyim. Dönüşte Defne gece uykusuna geçtikten sonra yola çıktık ve o o uyanmadan 3,5 saatte eve varmayı başardık. :) Ama böyle de bir anımız olmuş oldu ve ders oldu bize :)
Romanya_3-imp
Son söz olarak şunu eklemek istiyorum. Bizim bu hayattaki motivasyonumuz şöyle:
‘’Ein gelingendes Leben: Wie ein leichter Rucksack – Wenig Belastung, aber das Wichtigste ist drin. ’’
Yani, hayatta bize gerekli olan tüm önemli şeyler bizimleyken; önemsiz, bize sadece ağırlık yapan ne varsa geride bırakılmış “hafif” bir hayat… 
Bunun için öncelikle hedefi olmalı insanın. Hayattaki hedefi belli ise ancak o zaman insan ne önemli ne önemsiz analiz edebilir, amacına hizmet etmeyen fazlalıklarını atabilir. Aksi takdirde tüm ağırlıklarıyla oradan oraya savrulur… Bizim bu hayattaki hedefimiz belli: Dünya’yı keşfetmek. Tüm fazlalıklarımızı attık; sevgiyi, keşfetme merakını, yaşama dair heyecanımızı sırt çantamıza yükledik ve yeni keşifler için her zaman hazırız. Defne’nin de bu AŞK’la seyahatlerimize ortak olması için emek veriyoruz, yaptığımız keşiflerin onun da kendi keşfi olduğu gerçeğini atlamadan… 
Sana çok teşekkür ederim bu güzel girişimin için. Umarım faydalı olur bebekle seyahat etmek isteyenlere. Benim içinse çok güzel bir deneyim ve hatıra olacak. Yayınlandığı gün itibariyle de çok anlamlı. 
Bebekle seyahat etmek düşünüldüğünün aksine çok güzel ve insana çok farklı duygular kazandırıyor. En önemlisi çocukların içinde sakladığı merak duygusunu onlarla beraber sürekli içinizde taşıma imkanı sunuyor. 
 ‘
22220909_1981572358722834_6995129126650642432_n(1)
 ‘
Onlarla beraber heyecanlanmak, sabırsızlanmak, meraklanmak, şaşırmak… 
Şaşırma kabiliyetini hiç yitirmemek ne güzel şey aslında…
Bütün annelerin, anne adaylarının ve içinde bu şefkati barındıran herkesin anneler günü kutlu olsun… 
Sevgilerimle
Gökçe Demirci
Neuschwanstein_Almanya-imp
 ‘
Gökçe’ye zaman ayırdığı ve tüm sorularımı içtenlikle yanıtladığı için çok teşekkür ederim.
Kendisini takip etmek isterseniz bloğun ve sosyal medya hesaplarının linklerini aşağıya ekliyorum.
Kendi annem başta olmak üzere tüm annelerin anneler günü kutlu olsun.
No Comments