Uzun zamandır görmek için can attığım bir ülkeye hazırlık zamanımın çok daha uzun olmasını isterdim. O kadar kısa sürede gelişen bir seyahat olduki tadı damağımızda kaldı. Gökhan’ın iş nedeniyle bir anda gelişen Güney Kore seyahatini Japonya ile birleştirme ihtimali gelişince bende entegre oldum ve aniden bu seyahat doğdu.

Açık söylemek gerekirse  iki ayağımız bir pabuca sokmaya çalışmadık değil. Seyahat ihtimalinin oluşup bizim yola koyulmamız arasında sadece 2 buçuk hafta gibi bir süre vardı! Hal böyle olunca konaklama, uçuşlar vb. detaylar konusunda kısa zamanda çok iyi işler başardığımızı söyleyebilirim.

İstedimki öncesinde hem Güney Kore hem de Japonya kültüründen ,aklımda kalan dikkatimi çeken detayların yer aldığı ayrı yazılar yazayım ,akabinde ise şehir rehberlerinde gezilecek yerler, konaklama gibi nokta atışı bilgiler yer alsın. Şehir rehberlerine başlamadan önce gelin size gördüklerimi anlatayım.

Seyahatimden önce birçok kaynak araştırdım, sayfalarca kitap, blog okudum diyebilirim. Tabiki her seyahatimde bu kadar ön hazırlık yaptığımı söyleyemeyeceğim ancak konu Japonya olunca ne kadar az şey kaçırsam o kadar iyi anlayaşına sahiptim. Çünkü bu bir çocukluk hayalidir:)

Okuduğum kitaplarından bir tanesinde çok dikkatimi çeken bir cümle vardı. Diyordu ki eğer Dünya dışı bir yaşam kolonisi kurulacaksa bu koloniye gönderilecek ilk insan ırkı Japonlar olmalı! Ne kadar iddialı değil mi? Okuduğumda bende böyle düşünmüştüm. Aylarca ülkede kalmadım. Bu nedenle herşeyi öğrendim, özümsedim gibi büyük laflar edemem ama sanırım bu cümleye bende katılıyorum. Nedir bu toplumu bu kadar farklı kılan. Size gördüklerimi, hakikatten özendiklerimi ve şimdiden çok özlediklerimi toparladım bu yazıda.  Bakalım yazıyı bitirdiğinizde sizde aynı fikirde olacak mısınız?

 

35618220_219383642212746_3307920443431714816_n(1)

Ada’ya bakış;

Japonya  6800 tane adadan oluşuyor ve nufusün %90′ a yakın bir kısmı sadece ve sadece toprağın %20 lik bir kısmında yaşayabiliyor, bu yüzdeler dışında kalan kısım vahşi doğa. Ada topraklarının sadece %15 lik kısmı tarıma elverişli. Dünya’nın bilinen en yoğun tektonik bölgelerinden biri. Adada deprem olmayan tek gün yok , ancak 7 seviyelerindeki depremler dünya basınına haber oluyor. Hal böyleyken ülke resmen doğaya karşı  direnişin varoluş mücadelesinin bir temsili olmuş.

Hani o kapsül oteller, bizim salonumuza denk gelmeyecek metrekarelerdeki yaşamlar, inanılmaz imrendiğimiz düzen, dakiklik, ah bizdede olsa dediğim insanların birbirine karşı muazzam saygısı , ellerindeki inanılmaz teknolojiye rağmen kültürüne bu kadar bağlı olmak , çılgınlar gibi çalışmak ve ülkenin neredeyse tamamının bir dine inanmıyor sınıfına alınıp bu kadar düzgün insan olmayı ve güzel yaşamayı başarabilmeleri… Hepsinin bir sebebi var,doğa ile mücadeleleri onlara çok şey kazandırmış.

 

kyoto

İnanç konusu

Japonya’da bir çok tapınak var , ilk bakışta ülkenin inanılmaz dindar olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak aslen ülkenin sadece %20 ‘lik bir çoğunluğu  inanca sahip. Peki nedir bu tapınakları bu kadar dolduran sır.

Ülkede aslen yerel bir din olarak kabul gören tarih öncesi çağlardan gelmeyi başarmış Şintoizm inancı hakim. Bu inanışta duyarlılık, davranış, gelenekler çok önemlidir ve herhangi bir kutsal kitabı, kurucusu yoktur. Aslen doğaya tapınma diyebileceğimiz, zaman zaman bereket tanrıları ve savaş kahramanlarından beslenen bir inanç.

Şinto ‘ tanrıların yolu ‘ demek. Tek tanrılı inançların aksine Şintoizm de mutlak doğru yok. Herşey mükemmel değildir ve birşey muhakkak doğru ya da yanlış diye sınıflandırılmaz.  Bu inançta en önemli olguların başında Kami’ler geliyor. Kami adı güneş tanrıçası Amaterasu Omikami’den geliyor. İşte bu noktada işler biraz değişiyor, zira bu inançta bir çok şey kami olabilir. Her şeye ilahi güç yüklenebilir. Bu bir ağaç, yüzlerce yıl bereket saçan bir nehirde olabilir. Doğa kutsaldır ve onunla uyumlu yaşamak en önemli olan şeydir. İnsanlar bu kamilere güzel enerjisini sürdürmesi için şükrederler. En temelde niyet hayatın sunduğu güzellikler ve zenginlikleri kutlamak, şükretmektir.

Capture

Muhakkak doğru ya da yanlış olan durumlarda değişken. Örneğin Japonya atom bombası nedeniyle özür beklemeyen ve diğer savaştığı ülkelerden de özür dilemenin gerekliliğini algılayamayan bir ülke. Şu an  bu anlamda yoğunlaştığı tek konu savaştan uzak durmak ve bir daha asla böyle bir şeyin içinde olmamak. Çünkü savaş başlığı altındaysanız bizce olmaması gereken bir çok konu Japonlar için nedeni savaş olduğundan kabul edilebilir. Unutmayalımki bu ülkenin 2.Dünya savaşı’nda Kamikaze pilotları bulunuyordu!

Bir yerde okumuş not etmişim. Freud Şintoizm’i din olarak görmeyip ‘insanların bir tür coğrafi totemciliği’ demiş. Aslen Japonlarda bu inancı din olarak görmeyip daha ziyade bir yaşam biçimi olarak benimsiyorlar. Aslında sakura mevsimide bunun en güzel örneklerinden biri diyebilirim . Bu mevsimde aileler hep birlikte piknik yapıp bir arada oluyor ve bu doğa güzelliğini sonuna kadar yaşıyorlar. Sakura bu topraklardaki insanlar için güzel yaşanmış bir senenin kutsaması ve hayata teşekkür etmek anlamına gelmekte. İnanç ve geleneğin muhteşem bir harmonisi.

 

 

Çalışkanlık

Japonya Dünya genelinde günlük çalışma saati yüksek olan ülkelerden bir. Günde 12-13 saat çalışma oranları oldukça kabul edilebilir. Özellikle başkent Tokyo bu anlamda zirvede. Bizim Tokyo’ya varışımız akşam 21.30 civarındaydı. Otelimiz aynı zamanda finans merkezi olan Ginza’daydı, metronun o çok yoğun olduğu saatlerde şehre giriş yaptık. 21.30-22.00 civarı metro için yoğun saatlerdi! Bu saate kadar çalışmak onlar için çok normal. Hatta yönetici ofisi terketmeden ayrılamamak gibi yazılı olmayan ancak genel geçer bir kural varmış.

Benim en yaygın şahit olduğum iki konu var. Birincisi bu ofis çalışanlarının metroda oturacak yer buldukları anda uyuya kalmaları. Hakikatten hemen hemen takım elbiseli olanların hepsi metroda uyuya kalıyor. İşyerinde uyuya kalmak negatif karşılanmıyormuş ve çok çalıştığınında bir göstergesiymiş aslında:) hatta bu uyuya kalmalara inemuri deniyor. Ancak inemuri de başı düşürmeden dik bir şekilde uyumak gerekiyormuş:)

Capture

İş hayatının bir diğer yaygın geleneği ise iş sonrası yönetici ve iş arkadaşları ile içmeye gitmek. Bahsettiğim gibi otelimiz Ginza ‘da olunca  o kadar çok bu tip gruplara denk geldikki inanın yürüyemeyen insanlar gördük o derece sarhoş oluyorlar. Hatta olduğu yerde sızanlar gördük. Hemen hemen her şey satan makinalar var, insanlar bayıldığı duraktan sabah işe gidiyor olabilirler, sanırım o gördüğümüz diş macunu, traş seti vb şeyleri satan makinaların olması sebebide bu:)

 

Capture

Ülke Güvenliği

Japonya bu zamana kadar benim gördüğüm ülkeler arasındaki en güvenli olan ülke. İnsanlar rahatsız etmemek için göz göze bile gelmiyorlar , güvenlik ne demek.

Hırsızlık oranıda neredeyse yok denecek kadar az. Yukarıda bahsettiğim Şintiozm bakış açısıyla eşyalarında sahiplerinden bir enerji yüklendiğine inanıyorlar. Başkasına ait olan bir eşyada o kişinin izleri olduğundan bu konuda da oldukça hassaslar. Gitmeden önce bir kitapta okumuştum,cüzdanınızı düşürürseniz ya düşürdüğünüz yer de bulursunuz ya da gelir size teslim edilir (ada ülkesi olmaları nedeniyle kayıtların mükemmel olmasına vurgu yapılmış) diye. Belki birebir bu konuyu yaşamadık ancak iki örneğe yer verebilirim. Bir tanesi metroda unutulmuş bir şapkaya asla dokunmadıklarına şahit olduk, ikincisi ise unuttuğumuz cüzdan ve telefonun saatler sonra gittiğimiz otelde paketlenmiş isim yazılmış bir şekilde bizi bekliyor oluşuydu. İnanın cüzdanımızı kaybettiğimizi farkettiğimiz andan itibaren bir saniye bile cüzdanı bulamayacağımızı düşünmedim.

Hatta size şöyle bir örnek vermek istiyorum. Tokyo’da ilk gün oteli bulmaya çalışırken metro çıkışında yerde uyuyan birini gördüm. Ülke genelinde evsiz , dilenci görmemiştik o güne kadar. Dolayısıyla büyük şehre geldiğimizden bu manzaraları görmek şaşırtmamıştı ancak uyuyan kişi hiçte evsiz ya da dilenciye benzemiyordu. Gayet giyimi kuşamı yerindeydi, derken ertesi gün otele geç saatlerde dönerken metro durağında treni beklerken bır kadın yanıma oturdu ve abartmıyorum 3 saniyede resmen bayıldı. Tren geldiğinde kadını uyandırmaya çalıştım zira elindeki telefon ve cüzdanı yere düşmüştü. Ancak kadın o kadar sarhoştuki telefonu aldı ve bir kaç saniye sonra yine uyudu. Tabi beni aldı bir telaş. Derken o anda farkettim ki o yolda yatan adamda ve bu kadında burada uyuyacak ve sabah işe burdan gidecek,o elindeki cüzdan ve düşürdüğü telefon sabah uyandığında düşürdüğü yerde olacak!

 

saygı

Yardımseverlik-Saygı

Ben bu kadar gülümseyen bir ülke görmedim. Bir kere sizinle göz göze gelip sizi rahatsız etmek istemiyorlar ama iletişime geçeceğiniz bir durumda ise Dünya’nın en sempatik insanları oluveriyorlar. Sadece iki kere yolumuzla ilgili tereddüt ettik ve inanın onlar gelip yardım lazım mı diye sordular ve bir keresinde defalarca gerek yok dememize rağmen gideceğimiz yere kadar bizimle yürüdüler.

Size bir örnek vermek istiyorum. Metroda son durakta inerken baktık bir amca uyuya kalmış,  uyandırdık kendisini. O bir afalladı indi trenden bizde önden devam ettik yürüyoruz. Derken arkamızdan birinin seslendiğini duyduk. Amcamız gitmiş ne hediye edebilirim diye düşünüp yelpazesinde karar kılmış ve bana vermek istediğini anlatmaya çalışıyor. Gerek yok dedikçe daha çok eğiliyor, o eğildikçe biz eğilip selam veriyoruz resmen ne yapacağımızı şaşırdık. Birbirimize sarılacak duruma geldik:)

Bu eğilip selam verme durumu inanılmaz yaygın. Bu hususun yazılı bir kuralıda yok. Yani yöneticin ise şu kadar eğilirsin, lokantada teşekkür etmek istersen şöyle yapılır gibi bir kurallar yok. Dolayısıyla biz biraz onlara uyup onların eğilme düzeyinden daha fazla eğilmeye çalıştık. Bu sefer dizlerine kadar eğiliyorlar. Yani anlatılmaz yaşanılır bir durum. Çünkü bizde farkettikki artık teşekkür ederken baya baya eğiliyoruz:)

Öte yandan Japonlar arkadaşlarıyla, akrabalarıyla buluşurken ayrılırken öpüşmüyorlar. Suratlarında aşırı mutlu bir ifade ile el sallıyor ve eğiliyorlar. Hatta ülke genelinde el ele tutuşarak gezen sayılı çift gördük desem inanır mısınız? Çok değişik, çok.

 

34597670_1837536726345577_1073064211304677376_n(1)

 

Adalı olmak

Japonya’yı araştırırken okuyacağınız bir çok konu sizi şaşırtabilir, bunun nedenlerini çok iyi anlamak gerekiyor. Örneğin şu an bu kadar kritik bir öneme sahip olmamasına karşılık binlerce yıl pirinç hayati bir önem taşımış bu adada çünkü onlar için pirinç demek ekmek demek, yaşam demek. Dolayısıyla felaketlerin olduğu , hasatın iyi olmadığı yıllarda aile bireylerinin en yaşlısı dağlara gönderilip ölüme terkedilirmiş. Birbirlerine özellikle yaşlılarına karşı bu kadar saygılı bir toplumla ilgili bu bilgiyi ilk okuduğunuzda şaşıp kalıyorsunuz ancak başta da belirttiğim gibi bunun için öncelikle şartları bilmek gerekiyor.

 

Japonya çoğrafi olarak genişleyemeyecek bir ülke dolayısıyla bulunduğu toprakla yetinmek zorunda. Ancak sahip olduğu toprağında çok cömert olduğunu söyleyemeyiz. Hal böyleyken binlerce yıl bu topraklara uyum konusunda resmen evrilmiş ve bunu yaşam biçimlerine yansıtmışlar. Topluca hareket etmek ve bireysel düşünmemek varoluşun temel gerekliliği. 185 milyon kişilik bir nüfustan bahsediyoruz ve yaşadıkları alanı düşününce bencilik bu ada için felaket anlamına geleceğini öngörmek zor değil. Dolayısıyla Japonlar küçük yaşlardan itibaren bu prensiplerle yetiştiriliyorlar. Bencilliğin olmadığı, çok çalışmanın gerekliliği,sahip olduğunla yetinebilmek, doğaya saygının önemi daha küçükken bünyelere enjekte ediliyor.

Capture

Size okuduğum çok etkilendiğim  bir örnek vereyim. Japonya’nın şu kendiliğinden ısıtmalı,yıkamalı, kurutmalı tuvaletleri oldukça meşhur malum. Bu tuvaletler için ülke enerjisinin %3 gibi bir kısmı ayrılıyor imiş!. Yaşanan bir nükleer santral kazası sonrası ülkede yeni enerji üretim kaynaklarına geçiş yapılma kararı alınıyor. Bahsettiğimiz husus 30’un üzerinde nükleer enerji santralinin kapatılması demek. Dolayısıyla ülke genelinde bir karar alınıp düzenli kesintileri önlemek için aile kişi sayısına göre, şirketlere ise şirket çalışan sayılarına göre tasarruf hedefleri veriliyor. Ve bu hedefler düzenli kesinti yapılmaması için gereken dikkatinizi çekmek istiyorum ‘gönüllü’ tedbirlerdi. Ülke genelinde bu  hedeflere ne zaman ulaştılar biliyormusunuz, ilk ay sonunda! Yani tedbir gerekliliği açıklandıktan sonra ilk ölçümde ülke geneli kesintileri yaşanmaması için gereken seviyede tasarruf etmişti ve sadece 6 ayda inanılmaz bir rakam ama 6 ayda bu tesislerin tamamı yeni enerji üretimlerine aktarılmış. İnanılmaz değil mi.

Özetle toplum bilinci inanılmaz yüksek bir ülke Japonya. Bu şekilde var olabileceklerini biliyorlar çünkü. O nedenle ben değil biz diyorlar.

imparatorluk

Aslında imparatorluğa ve ülkeye muazzam bir bağlılıktan besleniyor bu duygu. İmparatorluk ve ülke için çalışmak,ölmek var olmanın bir gereği.  İmparator yarı tanrı olarak görülüyor ve kendisinin en büyük görevi ülke için dua etmek. Bir çok imparatorluğun aksine Japon imparatorlar başka milletlerle evlilikler yapmamışlar. Dolayısıyla neredeyse 1000 yıl boyunca saf kanı korumuşlar. Savaş sonrası Amerikalılar imparatora ulusa radyoda seslenmesini istemişler,çok itiraz edilsede bu yayın gerçekleşmiş ve o dönem yarı tanrı olduğuna inanılan imparatorun çıkıp konuşma yapması olumsuz yönde ciddi etkilemiş halkı.

 

Toplum bilinci çok üst noktada ancak aile konusuda bir o kadar önemli. Japonya da aile oldukça kutsal ve öyle bir aile yapılanması varki bir çocuk yanlış bir durumda ailesini utandıracağını ve daha aile seviyesinde dışlanacağını bildiğinden bir çok konuda fevri davranışlar sergileyemiyor. Bu bilinçle yetiştiğinden her nerede olursa olsun yanlış bir davranışının bedelleri olacağını biliyor. Bu nedenle ülkede pek dilenci göremezsiniz, zaten öyle bir yapı varki eğer bir kişi bu duruma düştüyse yapmaması gereken şeyler yapmış demektir.

Öte yandan kültürel bu yapı bir çok anlamda farklı çözümler bulmaya yönlendirmiş insanları. Örneğin Japonya ‘da bilmemek eleştirilen yanlış olan bir davranış değil ama bilmediğin bir konuda konuşmak çok yanlış. İnanılmaz bir uzmanlaşma var. Bizler için çok basit bir durum için Japonlarda görevli kişiler oluşturulmuş. Örneğin hani size anlattığım son durakta uyuyan amca vardı ya,  bu durum o kadar yaygınki aslında bunun için bir çözüm bulunmuş. Farkettikki zaten tren son durağa gelince, trenin başından sonuna doğru hızlıca koşup bağıran ve bu kişileri uyandıran bir görevli var!:)

Ya da cüzdanımızı kaybedip otele döndüğümüzde cüzdanımızı bulacağımızdan emindik zaten paketlenip not bırakılmış ama herkesin kendi görev alanı belli olduğundan o kordinasyonu sağlayana kadar epeyce uğraştık:)

Japonun derdi her şeyi iyi yapmak değil, uzmanı olduğu konuyu iyi yapmak ve üzerine bir şeyler katabilmek. Bu bence tamda bu nedenle acaba daha az yer kaplayabilir mi diye düşünüp karpuzu kare üretebilmeyi sorguluyorlar!

Capture

Temizlik

Ayakkabınızı yılda 2 kere silseniz yetermiş bu ülkede. Bakın boyasanız dememişler silseniz yeter. Ne kadar iddialı değil mi? Aslında temizlikte inançlarından besleniyor, doğaya saygılı olma onu temiz tutmakta çok önemli. Japonya da toplum bilincinin ne kadar yüksek olduğunda bahsetmiştim. Dolayısıyla metroda bir şey yiyip içen insana  nadiren denk gelirsiniz. Kendi alanı değil ise onu temiz tutmak çok önemli. Sana ait olmayan topluma ait bir alanı kirletemezsin. Ülke genelinde çöp kutusu yok resmen. Öyle ürettiğin bir çöpü sokakta bir çöp kovasına atamazsın. İnanın çöp kutusu olan yerler turistlerin olduğu alanlar ve marketler! Buda sanırım turistlerle başa çıkamadıklarından alınan önlemler.

İnsanlar tertemiz,otobüsler, metrolar temiz. Çoğu yerde lokal lokantalara ayakkabı ile girilmiyor, bir çok yerde girişte ayakkabılarınızın çıkarılması isteniyor. Bizim Kyoto da kaldığımız Japon evi girişinde ayakkabılarınızı çıkarıp ev terliğinizi giymeniz zorunluluktu.

 

Manga, Anime ve Oyun çılgınlığı

Gelelim en ilginç konulardan birine. Man-ga rastgele resim anlamına geliyor. Disney’in animasyonlarından etkilenen Tezuka Osamu 1947 de Yeni Define Adası isimli bir mangayı çizmiş ve bu manga bir anda 400.000 adet gibi muazzam bir satış sayısına ulaşmış. Daha sonra ise manga ülkede popüler kültüre uyum başlığı altında ilkokul müfredatına girecek seviyeye gelmiş. Anime ise bu Mangaların animasyona uyarlanmış hali oluyor. Aslında bu konunun bu kadar çılgınlık boyutuna ulaşmasının nedeni yine kültürde gizli diyebilirim. Oldukça utangaç olan bir toplumda bu tip mangalar ile hayal dünyasının sınırsızlığını kullanma ortamı yaratınca vazgeçilmez bir tutku haline gelmiş haliyle. Bu manga ve animelerle kural yok, sınır yok.

Günümüzde bu ülkede halen yılda iki milyara yakın manga satılıyor. Aynı şekilde bu animelerden türetilmiş oyunlar, dergiler, oyuncaklar günlük yaşantının ayrılmaz bir parçası. Bu konuda ciddi bir çılgınlık var.Hem  Osaka da hem de Tokyo’da özellikle bu tip oyun salonlarına gittik. Özellikle kollu makinaların olduğu Osaka’da ki yerde inanın 15 dakika kalamadık. Böyle bir gürültü olamaz, insanların başka bir boyuta geçtiklerini düşünüyoruz aksi halde koca koca adamlar saatlerce o gürültüde nasıl kalabildiğini biz çözemedik.

Bizi üzen bir konu ise Tsubasa’mızı unutmuş Japonlar!Üzdün bizi Japonya…

 

 

36160931_1715161238580858_2120510080855048192_n(1)

Ekonomi 

Bir ülke düşününki zorla ekonominin zirvesine taşınsın. Ne demek istiyorum hemen açıklayayım. Aslında Japonya savaş sonrası Amerika’nın baskıları ile globale açılan bir pazar. Çokda bu noktada kendilerini paraladıklarını söyleyemeyiz. Ancak Amerika’nın zorlaması ile yeni bir ekonomik yapılanmaya girmek zorunda kalıyorlar. İnsanların öyle bir kültürleri varki bu kadar çalışkan ve herşeyin en iyisi için adanmışlıkta örneklerki dibi görüp günümüzde Dünya’nın en büyük 3. ekonomisi haline gelmişler. Kişi başı GSYİH 38.894$

 

 

japon

 

Japon Kadınları 

Gelelilim Japon kadınlarına. Evet ülkede kadınları iş dünyasına katılım oranı oldukça düşük, özellikle çocuk sahibi olduktan sonra iş hayatını bırakıp bu sorumluluğu üstlenmek oldukça yaygınmış. Hatta genel olarak kadın yöneticisi kavramıda pek yaygın değilmiş.  Benim asıl ilgili çeken konu ise bu Japon kadınlarının Dünya borsasına etkisi. Japon ev kadınları borsayı nasıl hoplatıyor.

Evet Japon ev hanımlarının görev ve sorumlulukları bizdeki ev hanımı bakış açısından biraz farklı. Zaten minicik metrekareli evlerde temizlik, ütü gibi konular ilk sırada yer almıyor. Yaygın olarak evli çiftlerde kadının çalışmadığı durumda eşinin aldığı maaşın direkt kadının hesabına yatırılması oldukça yaygınmış. Japon kadını ise elinde kalan 2 yi nasıl 3 yaparım peşinde. E hal böyleyken faiz,döviz, borsa ilgili alanları oluyor.

Dolayısıyla Japonya ‘da satış pazarlama konularında hedef Japon kadınlarıdır. Tüm piyasa araştırmaları onlar üzerinden yapılmalıdır. Gün içerisinde bono alıp, hisse payıyla uğraşıyorlar!

Hakikatten her konuyu bu derece çözmüş bir toplum kadın hakları konusunda nasıl böyle bir durumda inanılır gibi değil. Ancak onlar için çözümün yakın olduğuna inanılıyor. Zaten Japonya’da doğum oranlarının bu düşüklüğü nedeniyle neredeyse 100 yıl sonra nüfusunun yarıya inmesi bekleniyor ve halk bunu kabul etmiş durumda, bu hususta ister istemez yabancı göçe pek açık olmayan bu kültür yapısı kısa sürede değişemeyeceğinden kadınların iş dünyasına girişi önlenemeyecek. Çocuğun oldu sen çocuk bak demek pek mümkün olmayacak.

 

tway

Nasıl Gidilir

Ülkemizden hem direkt hem de aktarmalı olarak Japonya’ya ulaşmak mümkün. Türk Havayolları’nın başkent Tokyo’ya her gün uçuşu bulunuyor. Yolculuk 11 saat civarı sürüyor. Biz önce Güney Kore’nin başkenti Seul’e uçtuk. Güney Kore’den Japonya’ya geçtik. Busan’dan T’way havayolu ise Japonya’nın Osaka kentine, Tokyo’dan Peach havayolları ile Seul şehrine dönüş yaptık. Şehir rehberlerinde havaalanından ulaşım konularına değineceğim.

Her iki havayolları ile ilgili kısa bir bilgilendirme yazısını bulabilirsiniz.

Vize Konusu

Japonya ülkemizden vize istemeyen nadir ülkelerden biri. Bu konuda şanslıyız. Yalnız Güney Kore’den Japonya’ya geçerken uzunca bir süre Japonya Türkiye’den vize istiyor mu sorusunun cevabını aradılar. Bavul tesliminde biraz bekledik:)

Saat Farkı

Japonya ile aramızda 6 saat fark var, tahmin edebileceğiniz üzere bizden 6 saat ilerdeler. Zaten Japonya asyalılar içinde doğuda bir ülke. O nedenle ülke için ‘ Yükselen Güneşin Ülkesi ‘ tabiri kullanılıyor.

 

Para Durumu

Japonya ‘da kullanılan para birimi Japon Yeni.  1 Japon yeni 0,04 TL. Zaten 100 yen den aşağıya para ile pek muhatap olmayacaksınız. Biz kabaca 100 yen 1 dolar gibi kabul edip ona göre harcamalarımızı planladık.(Şu an 1 $ bile değil!!)

En düşük kağıt para 1000 Yen = 10 dolar

Uzun süre Avrupa’da gezdikten sonra Asya’da uğraştıran konulardan biri şu para birimi oluyor çünkü her ülke ayrı bir para birimi kullanıyor ve  euro doları günlük yaşantıda kullanamıyorsunuz.

Ülkeye girdikte hemen sonra döviz bürosu aramak durumundasınız. Bide ülkeyi terketmeden önce şimdi ne kadar yen kaldı kaç dolar ediyor, kartlamı alalım nakitimi bitirelim, harcasak mı dolara mı döndürsek yine diye bir hesaplamaya girişmek gerekiyor. Özellikle bizim gibi önce Güney Kore, sonra Japonya, sonra tekrar Güney Kore ‘ye dönüş gibi bir güzargahınız varsa, kafalar hepten karışıyor, cüzdan da ayrı para birimleri için bölümler oluşturmak durumunda kalıyorsunuz:)

 

hızlı tren

Ülke içinde Ulaşım Konusu;

Sanırım en destanlık alana giriş yapmış bulunuyoruz. Bu konuda açık ara göreceğiniz en detaylı ulaşım ağı söz konusu. Çünkü gerek şehir içi gerekse şehirler arası uçak ile, otobüse, trenle her bütçeye göre alternatifler düşünmüş , kurgulamışlar.

Örneğin Kyoto’dan Tokyo’ya geçeceksiniz ister otobüslerle 8-9 saatte ulaşabilirsiniz ancak ülkenin bir shinkansen dediğimiz hızlı trenleri varki isterseniz onunda 2 saatte başkent Tokyo’daya uçabilirsiniz! Her durumu ve her bütçeye uygun bir çözüm bulunmuş.

Öncelikle meşhur shinkansen adı verilen hızlı trenlerle başlayayım. Az kalsın binmeden dönüyorduk:) Çünkü bize pass almamızı önermemişti ilgili site. Japonya’ya gitmeden önce trenlerde geçerli bilet almalı mı konusu için sizi şu yazıya alayım. Tasarım olarakta inanılmaz güzel olan bu trenler saniye mertebesinde gecikme oranlarına sahip ve saatte 320 km hızlarla seyahat ediyor ve ruhunuz duymuyor.

 

Metro hemen hemen her şehirde var. Özellikle büyük şehirlerde yerin altına şehir kurmuşlar desem yeridir. Moskova metrosu da büyüklüğü ile beni çok etkilemişti ama Japonya bu konuda bambaşka. Metrolarda  çok fazla çıkış yapılacak yer var , resmen yerin altında ayrı bir dünya inşa etmişler. 30 çıkışlı metro durağı gördük. Sanırım ulaşımda en zorlandığımız konu bu idi. Acaba hangi çıkışı kullansak. Farklı çıkışı kullanıp çok yürüdüğümüzü biliyoruz.

 

Tokyo şehrini anlatırken daha detaylı bilgi veririm, ancak Tokyo gibi şehirlerde bir çok hat özel şirketlere ait, pass aldığınız durumda bile hangi hatlarda kullanamayacağınızı incelemeniz gerekiyor. Haritalardan gideceğiniz durağı ve hattı tespit etmeniz gerekiyor, her hat ve durağa bir numara vermişler, bu numaraya göre bir fiyat belirlenmiş, akabinde bilet makinasından gidip bu numaraya göre bileti alıyorsunuz. Tren biletlerinde ise gideceğiniz durak için ne kadar ücret öedyeceğiniz tabloda yer alıyor. Bileti alırken bu fiyatı seçiyorsunuz , durak adı girmenize gerek yok. Örneğin aşağıdaki örnekte bulunduğunuz durak işaretlenmiş Kyoto’ya gitmek için 620Yen ödemeniz gerekiyor. Son olarak biletinizi asla atmamalısınız,turnikeden çıkşta kullanıyorsunuz.

Capture

 

Otobüslerde bilet alabiliyorsunuz. Otobüslere ortadan binip önden inmek zorundasınız elinizde koca bavul ya da bebek arabası olması ve otobüsün tıklım tıklım olması farketmiyor. Bileti ya da passi inerken göstermeniz almadıysanız ise inerken ödemeniz gerekiyor,

Bu arada Japonya da İngiltere gibi trafik akışı soldan, şoför koltuğu sağda.

 

36735961_280970819314446_7000646037912158208_n(1)

GENEL BİLGİLER 

Yukarıda bahsettiklerime ek olarak günlük akışta yardımcı olacak bilgileri bu başlık altında toparlamak istedim.

 

  • Japonya’da prizler bizden farklı, yanınıza dönüştürücü alırsanız iyi olur. Oteller ve hostellerde ücretsiz olarak dönüştürücü veriyorlar ancak sayısı yetersiz olabilir, şarjsız kalmayın oralarda.
  •  Yaz ayları Japonya için muson dönemi. Şemsiye ve yağmurluk olmazsa olmaz. Aynı şekilde Güneş ve nemin çok etkili olduğu dönem. Sağlam bir Güneş koruyucu kullanmanızı da tavsiye ederim.
  • Ülkenin genelinde çöp kutusu bulmak pek mümkün değil. Bu temizlik konusu hakikatten kültür işi. Çöp denen şey senin kamuya ait bir alanda oluşturabileceğin ve toplanması gereken bir şey değil algısı hakim. Bu nedenle neredeyse hiçbir yerde çöğ kutusu yok. Lawson,7eleven,familymart gibi marketlerde çöp bulmanız mümkün. 7 eleven candır derken ciddiydim:)
  • Teknolojiye inanılmaz bağımlılar. İki arkadaş metroya bindiği anda birbiri ile hiç konuşmadan kafalarını doğrudan telefona gömüyorlar. Tüm metrolarda ücretsiz Wi-Fi hizmeti var.
  • Yaşlı insanlar bile teknolojiyi gayet kullanılıyorlar. Starbucks’da ya da otobüste ödemelerini mobil olarak yapabiliyorlar.
  • Mekanlar,metrolar,otobüsler inanılmaz derece de soğutuluyor. Mutlaka yanınıza bir şeyler almanız gerekiyor.
  • Hemen hemen her metro durağında tertemiz tuvalet ve bavul ya da sırt çantası koyabileceğiniz boyutlarda kilitli dolaplar mevcut. Bz çok sık şehir değiştirmek zorunda kaldığımızdan bizim için önemli bir husustu zira erkenden şehre varıp bavulumu kitleyip tüm gün şehri gezdiğimiz örnekler oldu.Fiyatlar 400-600 ve en büyük bavulun sığabileceği dolaplar için 700 yen civarı. Bu fiyatlarda değişken değil pek hemen hemen her yerde aynı.
  • Ülkede bahşis kültürü yok. O kadar anlattım önemli olan işini doğru yapmak. Ben işimi layığıyla yapıyorum, bahşis ne ayol!
  • Genellikle bize göre erken check-out söz konusu. 10:00 da check out yapmanızı istiyorlar. Özellikle Tokyo’da bunun ücretsiz esnetilmesi pek mümkün olmuyor ancak diğer şehirlerde esnetmek söz konusu.
  • Her ne kadar İngilizce bilmiyorlar önyargısıyla gitmiş olsakta 2 yerde gerçekten nereden gitsek diye bir kararsızlık yaşadık ve her ikisinde de yanımıza gelip yardım lazım mı diye sordular. Birinde ise gideceğimiz yere kadar bizi götürdüler. İngilizce bilmeyende muhakkak telefondan çeviri programını açıp yardımcı olmaya çalışıyor.Hatta bence Güney Kore’den sonra bu ülkede ingilizce konuşulmuyor demek büyük haksızlık olur!
  • Uzak doğudaki tüm  çekik gözlü kardeşlerimizi aynı sanırdık ya biz Japonları gördüğümüz an  saniyede ayırabiliriz:) Bizce gerçekten çok farklılar. Özellikle Kore’den sonra çok farklı geliyorlar. Korede genel anlamda güzellik algısı nüfus etmiş ve hep  aynı yüzlersöz konusu. Ancak Japonya bu anlamda çok çok farklı geldi bize.
  • Japonya’da otobüslere orta kapıdan binilir ve ön kapıdan inilir. Elinizde koca bavulların ya da bebek arabası olmasının bir önemi yoktur. Bu konuda çok katılar.
  • Özellikle Kyoto’da Japon geleneksel kıyafetlerini kiralayıp gezmek oldukça yaygın, eğer böyle bir istediğiniz varsa doğru adres bence Kyoto.
  • Her ne kadar benim için pek uygun olmasada bilginiz olması açısından aslında Suşi kahvaltıda yenen bir yemek türü
  • Gün burada çok erken aydınlanıp erken batıyor. Sabah 4 gibi gün başlıyor!Erken uyanmaya hazır olun.
  • Japonya da İngiltere gibi trafik akışı soldan, şoför koltuğu sağda.
  • Biletinizi gerek otobüste, gerek metroda, hatta hızlı trende de asla atmamalısınız, çıkışta bu bilet ile turnikeden çıkıyorsunuz.Yoksa tekrar bilet almanız gerekir.
  • İşinize yarayabilecek bir kaç Japonca kelime.

Konnichi wa(Konniçi wa –Günaydın)

Arigatoo(Teşekkürler)

Sayoonara (Güle güle)

 

Yazıyı buraya kadar okuduğunuz için çok Arigatoo.

 

 

2 Comments